Sayı 71: 9 Kasım 2018
Editörler:
Orçun Çetinkaya, LL.M., Ezgi Baklacı, LL.M., ve Pelin Oğuzer, LL.M.
Kişisel Verileri Koruma Kurulu Kişilerin İletişim Adreslerine Yapılan Hukuka Aykırı Reklam Bildirimlerine İlişkin İlke Karar Yayımladı

Kişisel Verileri Koruma Kurulu (“Kurul”) kişilerin iletişim adreslerine yapılan hukuka aykırı reklam bildirimlerinin durdurulması gerektiğini bildirdi. Kurul, kişilerin açık rızaları alınmaksızın veya Kişisel Verilerin Korunması Kanunu altındaki diğer işleme şartlarını sağlamaksızın e-posta, SMS veya çağrı ile reklam bildirimi ve/veya arama yapanların işlemlerine son vermesini, aksi halde yaptırıma tabi tutulacaklarını bildirdi.

Karar kapsamında:

– E-posta ve SMS göndermek veya arama yapmak suretiyle reklam içerikli ileti yönlendiren veri sorumluları ile veri işleyenlerin bu faaliyetlerinin 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nda yer alan istisnalar kapsamına girmiyorsa veya işleyemeye ilişkin ilgili kişilerin rızalarını alınmamışsa derhal durdurulması gerektiği belirtildi.

– Veri sorumlusunun kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini ve erişilmesini önlemek ve uygun güvenlik düzeyini sağlamak için teknik ve idari tedbirleri almak zorunda olduğu ve kişisel verilerin üçüncü bir kişi tarafından işlenmesi hâlinde, anılan tedbirlerin alınmasından müştereken sorumlu olduğu vurgulandı.

– Yukarıda belirtilen hususları yerine getirmeyenler hakkında yaptırım uygulanacağı ve bahse konu kişisel verilerin hukuka aykırı olarak elde edilmiş olabileceği de göz önüne alınarak konunun ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına bildirileceği belirtildi.

1 Kasım 2018 tarihli ve 30582 numaralı Resmî Gazete’de yayımlanan Karar’ın tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Ortak Kontrole Tâbi İşletme Birleşmelerinin Muhasebeleştirilmesi Esasları Revize Edildi

Ortak kontrole tâbi işletme birleşmelerinin muhasebeleştirilmesinde karşılaşılan tereddütlerin giderilmesi ve uygulama birliğinin sağlanmasını teminen konuya ilişkin olan muhasebeleştirme esasları revize edilmiştir. Revize muhasebe standartları, 1 Ocak 2018 tarihinde veya sonrasında başlayan yıllık hesap dönemleri içinde gerçekleşen ortak kontrole tâbi işletme birleşmelerinde uygulanacaktır.

Bu kapsamda Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu’nca (“Kurul”) 2018-1 sayılı Türkiye Finansal Raporlama Standartlarının Uygulanmasına Yönelik İlke Kararı (“İlke Kararı”) alınmıştır.

İlke Karar ile 21 Temmuz 2013 tarihli 28714 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kurul Kararı Ek-1’de yer alan “Ortak Kontrole Tabi İşletme Birleşmelerinin Muhasebeleştirilmesi” konulu ilke kararı yürürlükten kaldırılmıştır.

İlke Kararı, 17 Ekim 2018 tarih ve 30568 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanmış olup, İlke Kararı’nın tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Gümrüklerde Fikri ve Sınai Mülkiyet Haklarının Korunmasının Desteklenmesi Amacıyla Eğitimler Düzenlemektedir

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, gümrüklerde fikri ve sınai mülkiyet haklarının korunması amacıyla eğitimler düzenlemeye 2018 yılında da devam ediyor. Bu kapsamda düzenlenen ilk eğitim 24-25 Ekim 2018 tarihlerinde marka sahipleri, temsilciler ve gümrük personelinin katılımıyla Mersin’de gerçekleştirildi. Önümüzdeki aylarda  yaklaşık 10 eğitimin daha düzenlenmesi beklenilmekteyse de eğitim tarihleri henüz açıklanmadı.

Türkiye’nin coğrafi konumu dikkate alındığında gümrükler, taklit ürünlerin tespiti ve dolaşımının engellenebilmesi açısından en kritik denetim bölgeleridir. Bu hususu dikkate alarak Gümrük ve Ticaret Bakanlığı (“Bakanlık”), geçtiğimiz yıllarda gümrük personelinin markalara ve ürünlerine yönelik farkındalığının arttırılması ve dahi gümrük alanına gelen ürünlerin orijinalliğinin tespitinde kullanılacak esasların paylaşılması amacıyla eğitim programları düzenlemişti.

Marka sahiplerinin yoğun talepleri neticesinde Bakanlık, bir yılın ardından tekrar çeşitli bölgelerde eğitim ve seminerler organize etmektedir.

Mersin’de gerçekleştirilen ilk eğitime;

– 56 farklı markanın temsilcileri,

– Mersin, Adana, Taşucu ve Niğde gümrüklerinden 50 gümrük personeli,

– Bakanlık’tan iki yetkili katılmıştır.

Eğitimde marka sahipleri ve temsilcileri orijinal ürünlerin özellikleri ile taklit ürünlerin tespit yöntemlerine ilişkin sunumlar yaparak ve gerek orijinal gerekse de taklit ürünlerin karakteristik özellikleri, üretim bağlantıları ve taklit ürünlerin sevkiyatında yoğun olarak kullanılan rotalara ilişkin bilgileri gümrük personeli ile paylaştılar.

Bakanlık yetkilileri de Bakanlık’ın gümrüklerde fikri ve sınai mülkiyet hakları açısından koruma sağlayan Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları Koruma Programına ilişkin bir sunum gerçekleştirdi.

Devamını Oku
İnternet Yayınlarının Denetlenmesine ilişkin Yönetmelik Taslağı Yayınlandı

6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’a (“Kanun”) 21 Mart 2018 tarihinde eklenen 29/A maddesi, internet ortamından radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerinin sunumuna, bu hizmetlerin iletimine, internet ortamından medya hizmet sağlayıcılara yayın lisansı, platform işletmecilerine de yayın iletim yetkisi verilmesine; söz konusu yayınların denetlenmesine ve maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (“RTÜK”) ile Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (“BTK”) tarafından müştereken çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceğini hüküm altına almıştı (detaylı bilgi için lütfen tıklayınız).

Bu kapsamda, RTÜK ve BTK tarafından ortaklaşa hazırlanan Radyo, Televizyon ve İsteğe Bağlı Yayınların İnternet Ortamından Sunumu Hakkında Yönetmelik Taslağı (“Taslak”), 27 Eylül 2018 tarihinde RTÜK’ün internet sitesi üzerinden kamuoyuyla paylaşılmıştır.

Taslak Kapsamındakiler 

İnternet ortamından sunulan radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetleri ile bu yayın hizmetlerini sunan özel medya hizmet sağlayıcı kuruluşları ve bu yayın hizmetlerinin iletimini sağlayan platform işletmecileri Taslak kapsamında tutulmuştur. Buna karşılık, bireysel iletişim hizmetleri, yayın hizmetlerini internet ortamından iletmeye özgülenmemiş platformlar ve yer sağlayıcılar ise Taslak’ın kapsamı dışındadır.

Lisans ve Yetkiler 

Taslak’ta internet üzerinden yayın yapılabilmesi için alınması gereken lisans ve yetkilere dair öne çıkan düzenlemeler aşağıdaki gibidir:

– Yayın hizmetlerini internet ortamından sunmak isteyen medya hizmet sağlayıcılarının RTÜK’ten radyo yayını, televizyon yayını ve isteğe bağlı yayın için ayrı ayrı “yayın lisansı” almaları gerekmektedir.

– Yayınları internet üzerinden kendilerine ait internet adresleri veya mobil uygulamalar üzerinden iletecek platform işletmecilerinin ise RTÜK’ten “yayın iletim yetkisi” alması gerekmektedir.

– İnternet ortamından yayın lisanslarının 10 yıl süre ile verilmesi öngörülmüştür.

– Lisans bedelleri, radyo yayını sunacaklar için 10.000 TL, televizyon yayını sunacaklar için 100.000 TL ve isteğe bağlı yayın hizmeti sunacaklar için yine 100.000 TL olarak belirtilmektedir. Yayın iletim ücreti ise yıl başına 100.000 TL olarak düzenlenmiştir.

Yabancı Kuruluşlar 

Başka ülkenin yargı yetki alanında bulunan ve Türkçe dilinde yayın yapmayan;

– Medya hizmet sağlayıcılarının ve

– Platform işletmecilerinin

Türkiye’de yayın yapabilmeleri için lisans ya da yetki alması gerekmekte olup, bu tip yabancı kuruluşların gerekli lisans ve yetkileri alabilmesi için Türkiye’de bir tüzel kişilik kurmaları gerekmektedir.

Yönetmelik’e Uyulmaması Halinde

– Yayın lisansı almadan veya

– Lisansı RTÜK tarafından iptal edilmesine rağmen internet üzerinden yayın hizmeti vermeye devam eden medya hizmet sağlayıcılarına,

RTÜK tarafından ihtarda bulunulacak olup, söz konusu ihtarlar RTÜK’ün internet sitesinde yayınlanacaktır. İhtar üzerine gerekli eksikliklerin tamamlanmaması halinde, RTÜK tarafından sulh ceza hakimliğine başvurularak, yayınlarla ilgili erişimin engellenmesi için karar alınacak ve izinsiz olarak yayın yapan kişi ve kurumlar hakkında suç duyurusunda bulunulacaktır.

İnternet yayın platform işletmecileri bakımından da aynı şekilde RTÜK tarafından ihtarda bulunulacak, kuruluşun yükümlülüklerin yerine getirmemesi halinde, platforma erişiminin sulh ceza hakimliği kararıyla engellemesi ve izinsiz olarak iletim yapan kişi ve kurumlar hakkında suç duyurusunda bulunulması söz konusu olacaktır.

Yetki ve Yükümlülükler

Taslak ile aynı zamanda, kapsama dâhil olan medya hizmet sağlayıcıları ve platform işletmecilerinin RTÜK’e karşı yükümlükleri ve RTÜK’ün denetim yetkileri de detaylı olarak düzenlenmektedir.

Bu kapsamda medya hizmet sağlayıcıları ve platform işletmecileri, koşullu erişim sağladığı kullanıcı sayısına ilişkin Üst Kurul tarafından istenen her türlü bilgi ve belgeyi, RTÜK’ün talebi üzerine, kuruma sunmak ile yükümlü tutulmuşlardır. Bu husus, kullanıcıların kişisel verilerinin paylaşılması anlamına geldiği gerekçesi ile büyük eleştirilere konu olmaktadır.

Cezalar 

Ayrıca Taslak’ta,

– İçeriğin yayından çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararının gereğini yerine getirmeyen erişim sağlayıcılar ile

– İlgili içerik ve yer sağlayıcılara

BTK tarafından idari para cezası uygulanacağı da belirtilmektedir.

Geçiş Hükümleri 

Detaylı geçiş hükümleri içermekte olan Taslak, kabul edilmesini takiben, yayımı tarihinde yürürlüğe girecek olup, lisans ve iletim yetkisi dâhil geçiş işlemleri bakımından bir aylık bir süre öngörülmüştür. Bu nedenle her ne kadar Taslak yürürlüğe girmediyse de Taslak kapsamında kalan kurum ve kuruluşların bu husustaki hazırlıklarına şimdiden başlaması tavsiye edilmektedir.

Taslak’ın tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Sınai Mülkiyet Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Planlanmaktadır

Türk Patent ve Marka Kurumu (“TürkPatent”) tarafından 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (“Kanun”) uygulamasının iyileştirilmesi için yapılabilecek değişikliklere ilişkin bir kanun taslağı hazırlanmıştır. Taslak değişiklikler, yorum ve görüşlerin paylaşılması amacıyla ilgili bakanlıklar ve kurumlara gönderilmiştir. Söz konusu değişiklikler coğrafi işaretlere ve patentlere ilişkindir.

Teklif edilen değişiklikler aşağıdaki gibi özetlenebilir:

– Kanun uyarınca coğrafi işaretler ve geleneksel ürün adları için her yıl TürkPatent’e denetim raporu sunulması gerekmektedir. Sunulan denetim raporlarında denetimin yeterli yapılmaması, denetim raporunun sunulmaması veya eksikliklerin giderilmemesi durumlarında, tescil ettirenin değiştirilmesi amacıyla tescil coğrafi işaret ve geleneksel ürün adı bülteninde yayınlanmaktadır. Üç ay içinde kimsenin tescil için talepte bulunmaması halinde tescil hakkı sona ermektedir. Yapılan değişiklikle tescil ettirenin değiştirilmesine yönelik bu aşamalardan önce tescil ettirene yeni bir denetim mercii oluşturması için üç ay süre verilmesi öngörülmektedir. Bu şekilde tescillerin devam etmesi sağlanarak ülke menfaati de korunmuş olacaktır.

– Hâlihazırda, patent başvurularında ilk başvurunun kapsamını aşan değişiklikler araştırma raporu düzenlenmesi aşamasında dikkate alınmamaktadır. Bu durum başvurunun reddine neden olabilmekte veya başvuru sahipleri yeni başvuru yapmak durumunda kalabilmektedir. Taslak uyarınca patent başvurularında şekli inceleme aşamasına kadar yapılan ve kapsamı aşan değişikliklerde başvuru tarihi değişikliği yapabilme imkânı sunulmaktadır. Bu sayede yeni başvuru yapma zorunluluğunun ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır.

– Ayrıca taslak kapsamında diğer mevzuatta, mülga 551 Sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’ye yapılmış olan atıfların bu Kanun’a atıf yapılmış sayılacağına ilişkin bir madde de eklenmiştir.

Taslak değişikliklerin tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Anayasa Mahkemesi, Kamu Hizmetine Ayrılan Taşınmazın 27 Yıl Geçmesine Rağmen Kamulaştırılmamasının Mülkiyet Hakkını İhlal Ettiğine Hükmetti

Anayasa Mahkemesi’nin, 16 Ekim 2018 tarihli ve 30567 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 20 Eylül 2018 tarihli ve 2017/24715 başvuru sayılı kararı ile özel mülkiyette bulunan taşınmazların imar planında kamu hizmeti alanı olarak düzenlenmesinde kamusal yarar bulunmakla birlikte bu yolla malike aşırı ve orantısız bir külfet yüklenilmesinin Anayasa’ya aykırılık teşkil edeceğine hükmedilmiştir.

Anayasa Mahkemesi, ilgili kararında aşağıdaki gerekçelere dayanmıştır:

– Anayasa’nın 35. Maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiştir. Bu hakkın kamu yararı amacıyla ve ancak kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür.

– Anayasa’nın 13. Maddesinde düzenlenen temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin ilkeler mülkiyet hakkına müdahale edilirken dikkat edilmesi gereken ilkelerdir. Bu madde uyarınca mülkiyet hakkına müdahalenin Anayasa’ya uygun olabilmesi için kanunla düzenlenmiş olması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir.

– Kamu makamlarınca yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olması gerekmektedir. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır.

– Kanun koyucu, imar uygulamalarının geniş alanları kapsaması nedeniyle ve bütçeye ödeneğin konulması amacıyla kamulaştırmanın beş yıllık süre içinde tamamlanmasını öngörmüştür. Malikin makul ve belirli bir süre boyunca söz konusu kamu yararının gerçekleştirilmesi yönünden belirtilen fiili ve hukuki engeller sebebiyle kanun koyucu tarafından düzenlenen kısıtlamalara katlanması beklenebilir.

– Somut olayda 3194 sayılı Kanun kapsamında yapılan imar uygulaması sonucunda başvurucuya ait taşınmaz 14 Ağustos 1989 tarihli 1/5000 ölçekli imar planında ve 5 Şubat 2004 tarihli 1/1000 ölçekli imar planında yol olarak ayrılmış ancak kamulaştırma işlemi yapılmamıştır.

– Gerek 7 Eylül 2016 tarihinde 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nda yapılan değişiklik ile gerekse de bu değişiklikten önceki yerleşik Danıştay kararları uyarınca imar planının onaylanmasından sonra beş yıl içinde kamulaştırma işleminin yapılmamasının, mülkiyet hakkının kullanımında belirsizliğe yol açtığı kabul edilmektedir.

Bu gerekçeler ışığında Anayasa Mahkemesi, uygulama imar planının onaylanmasından itibaren geçen 27 yıllık süreye rağmen imar planında yol olarak kamu hizmetine ayrılan taşınmazın kamulaştırılmamasının başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediğine, bu durumda başvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı arasında olması gereken âdil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğuna ve müdahalenin ölçülü olmadığına hükmetmiştir.

Anayasa Mahkemesi kararının tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Yargıtay: Aval Bakımından Eşin Rızası Aranmaz

argıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu 16 Ekim 2018 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 20 Nisan 2018 tarihli ve 2017/4 E. ve 2018/5 K. No’lu Kararı ile kefalet sözleşmelerinin geçerliliği için kefilin eşinin rızasının alınması gerekliliğini düzenleyen Türk Borçlar Kanunu madde 584’ün Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiş olan aval bakımından uygulanmayacağına karar verdi.

Türk Borçlar Kanunu’nda (“TBK”) düzenlenen kefalet sözleşmeleri, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstelendiği sözleşmelerdir.

TBK’nin 584. maddesinde gerçek kişilerin yalnızca eşlerinin yazılı rızalarını almaları şartıyla kefil olabilecekleri hüküm altına alınmıştır.

Aile birliğini koruma amacı güden söz konusu madde yürürlüğe girdiği tarihten itibaren ticari hayatı yavaşlattığına dair ağır eleştirilere konu olmuştur. Bu kapsamda, aynı maddeye eklenen üçüncü bent ile ticari hayatın olağan akışına ilişkin bazı haller eş rızası şartından istisna tutulmuştur.

TBK’nin 603. maddesinde ise kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümlerin gerçek kişilerce akdedilen kişisel güvence verilmesine dair diğer sözleşmelerde de uygulanacağı öngörülmüş ve bu şekilde, alacaklıların başka adlar altında sözleşmeler akdetmek suretiyle kefili koruyucu TBK hükümlerinden kurtulmalarının önüne geçilmiştir.

Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen aval ise kambiyo senetlerine ilişkin kişisel bir güvence olup aval ile kambiyo senetlerine konu bedellerin ödenmesinin tamamen veya kısmen kişisel güvence altına alınması sağlanmaktadır.

Bu kapsamda, kefalet sözleşmelerinin şekil şartı olan eş rızası unsurunun avalde de aranıp aranmayacağına ilişkin uygulamada bazı tereddütler gündeme gelmiştir.

Yargıtay, söz konusu İçtihadı Birleştirme Kararı ile TBK’da düzenlenen kefaletten farklı olarak Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen aval müessesesinin tek taraflı bir hukuki işlem olması sebebiyle, kişisel güvence sağlayan sözleşmelere uygulanması öngörülen TBK madde 603 ve atıf yaptığı madde 584 hükümlerinin aval hakkında uygulanmayacağına hükmetmiştir. Kararda, teminat fonksiyonunun yanında iktisadi bir fonksiyonu da bulunan aval hakkında eşin rızasının geçerlilik şartı olarak aranması halinde, bu hususun kambiyo hukuku nezdinde şekli imkânsızlıklar yaratacağı, eşin rızasının varlığına ilişkin olarak hâmilin yapmakla yükümlü olacağı araştırmaların kambiyo senetlerinin tedavül kabiliyetini ortadan kaldıracağı ve soyutluk ilkesine aykırılık teşkil edeceği gerekçe olarak gösterilmiştir.

İlgili karara bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku