Sayı 73: 7 Ocak 2019
Editörler:
Orçun Çetinkaya, LL.M., Ezgi Baklacı, LL.M., ve Pelin Oğuzer, LL.M.
Avrupa Veri Koruma Tüzüğü, İlk Defa Avrupa Birliği Dışında Bir Veri Sorumlusuna Uygulandı

Avrupa Veri Koruma Tüzüğü (“GDPR”), ilk defa, Avrupa Birliği dışında bir veri sorumlusuna uygulandı. İngiltere Veri Koruma Kurumu (“ICO”), AB’de herhangi bir fiziki varlığı bulunmayan bir siyasi danışmanlık ve teknoloji şirketine muhtıra gönderdi. Muhtıraya dayanak olarak, şirketin AB ve Birleşik Krallık vatandaşlarının verilerini Brexit kampanyaları için kullanması gösterildi. Karar, Avrupa Veri Koruma Tüzüğü’nün AB dışında yerleşik şirketlere uygulanma ihtimalini gözler önüne serdi.

Kanada’da yerleşik bir şirket olan AggregateIQ Data Services Ltd’ye (“AIQ) 6 Temmuz 2018 tarihli ilk muhtıra (“İlk Muhtıra”) ICO tarafından GDPR’ın 3(2)(b) maddesine dayanılarak gönderildi. Bahse konu madde, AB’deki gerçek kişilerin davranışlarının izlenmesi söz konusu olduğunda GDPR’ın ilgili kişi ve kurumlara uygulanmasını mümkün kılıyor. ICO, İlk Muhtıra kapsamında AIQ’dan; veri analizi, siyasi kampanya veya diğer herhangi bir reklam amacıyla Birleşik Krallık ve AB vatandaşlarına ilişkin Birleşik Krallık siyasi organizasyonlarından ya da başka kişilerden alınan bütün verilerin işlenmesine son verilmesini talep etti.

İlk Muhtıra’nın gönderilmesinden dört ay sonra ICO, Madde 3(2)(b)’ye yapılan atfı kaldırarak ve kapsamını yalnızca Birleşik Krallık vatandaşları ile sınırlayarak İlk Muhtıra’yı 24 Ekim 2018 tarihli ikinci bir muhtıra (“İkinci Muhtıra”) ile değiştirdi. AIQ’ya, İkinci Muhtıra’yı yerine getirmesi için 30 günlük süre tanındı. AIQ’nun İkinci Muhtıra’yı yerine getirmemesi durumunda 20 milyon Euro veya dünya çapındaki cirosunun %4’ü oranında ceza kesilmesi (hangisi daha yüksekse) imkân dahilindeydi.

Ancak, Birinci Muhtıra’ya itiraz eden AIQ, İkinci Muhtıra’da kapsamın daraltılması akabinde itirazını geri çekti.

6 Temmuz 2018 tarihli İlk Muhtıra’nın tam metnine bu linkten, 24 Ekim 2018 tarihli İkinci Muhtıra’nın tam metnine ise bu linkten ulaşabilirsiniz (Yalnızca İngilizce dilinde ulaşılabilir).

Devamını Oku
Elektronik Tebligat Yönetmeliği Resmî Gazete’de Yayımlandı

1 Ocak 2019 tarihinden itibaren zorunlu hale gelen elektronik tebligata ilişkin ayrıntıları düzenleyen Elektronik Tebligat Yönetmeliği (“Yönetmelik”) 6 Aralık 2018 tarihli ve 30617 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı. Yönetmelik’in yayımlanmasıyla 19 Ocak 2013 tarihli ve 28533 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Elektronik Tebligat Yönetmeliği yürürlükten kalkmış oldu.

Yönetmelik uyarınca, elektronik tebligat sistemi, Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi (“PTT”) tarafından kurulacak Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi (“UETS”) aracılığıyla 1 Ocak 2019 tarihinden itibaren hayata geçirilecektir.

Elektronik Yolla Tebligat Yapılması Zorunlu Olan Kişiler

Yönetmelik uyarınca, aşağıda sayılan gerçek ve tüzel kişilere yapılacak tebligatların elektronik yolla gerçekleştirilmesi zorunludur:

– Kanunla kurulanlar da dâhil olmak üzere tüm özel hukuk tüzel kişileri

– Sermayesinin %50’den fazlası kamuya ait ortaklıklar

– 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nda tanımlanan mahalli idareler

– 5018 sayılı Kanun’a ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar

– Özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan fonlar ve kefalet sandıkları

– Kamu iktisadi teşebbüsleri ile bunların bağlı ortaklıkları, müessese ve işletmeleri

– Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları

– İdarelerinin, kamu iktisadi teşebbüslerinin veya sermayesinin %50’en fazlası kamuya ait diğer ortaklıklar

– Adli ve idari yargı merciileri

– İcra müdürlükleri

– Noterler

– Baro levhasına yazılı avukatlar

– Sicile kayıtlı arabulucular ve bilirkişiler

– Hakemler nezdinde vekil sıfatıyla temsile yetkili olan kişilerin bağlı bulunduğu birim. 

Elektronik Tebligat Adresi Başvurusu

Yukarıda sayılan gerçek ve tüzel kişiler için elektronik tebligat başvurusu, zorunluluğun başladığı tarihten itibaren bir ay içinde ilgili kurum, kuruluş veya birlik tarafından PTT’ye yapılır.

Yukarıda sayılmayan gerçek ve tüzel kişilere, talepleri hâlinde elektronik tebligat adresi verilecektir. Ancak bu durumda, bu kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur.

Elektronik Tebligat Usulü 

Yönetmelik, elektronik tebligat usulünü aşağıdaki şekilde tanımlamaktadır:

– Tebligat çıkarmaya yetkili makam ve mercii, elektronik tebligat mesajını hazırlayarak UETS’ye teslim eder.

– UETS tarafından gönderilen elektronik tebligatlar zaman damgalı ve şifreli olarak muhataba gönderilir ve sistemin güvenliği PTT tarafından sağlanır.

– Elektronik tebligat, muhatabın elektronik tebligat adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır ve kanuni süreler bu tarihten itibaren işlemeye başlar.

– Elektronik tebligat adresine elektronik tebligat mesajının ulaştığı konusunda bilgilendirilmek isteyen muhatap, e-posta adresini veya SMS alma özelliği olan bir telefon numarasını PTT’ye bildirmelidir. PTT tarafından muhataba bilgilendirme mesajı gönderilir. Bu mesaj; SMS olarak ücretli, e-posta olarak ücretsiz iletilecektir. Ancak, bilgilendirmelerin herhangi bir nedenle yapılamamış veya geç yapılmış olması, tebligatın geçerliliğini etkilemeyecektir.

– Tebligatın; tebligat yapan merciiden çıkıp UETS tarafından teslim alınmasına, muhatabın elektronik tebligat adresine ulaşmasına, okunmasına ve usulen tebliğ edilmiş sayılmasına dair kayda “delil kaydı” denilmektedir. Delil kayıtları, aksi ispat edilmedikçe kesin delil sayılır. Delil kayıtları PTT tarafından 30 yıl muhafaza edilir.

– PTT tarafından her bir elektronik tebligat kullanıcısına belirli ücret karşılığı bir depolama alanı tanımlanacaktır. Bu depolama alanının dolması halinde veriler, usulen tebliğ edilmiş sayıldığı tarihten başlamak üzere en az altı ay boyunca kullanıcının erişimine açık tutulmak kaydıyla eski tarihliden başlanarak silinebilecek olup bu konuda karar verme yetkisi PTT’ye aittir.

– Tebligat Kanunu’nda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılması ancak elektronik tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde söz konusu olacaktır.

1 Ocak 2019 tarihinde yürürlüğe giren Yönetmeliğin tam metnine buradan ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Anayasa Mahkemesi’nin 2017/36736 Sayılı 19/9/2018 Tarihli Kararına İlişkin Kısa Bir Değerlendirme

Anayasa Mahkemesi 19 Eylül 2018 tarih ve 2017/36736 başvuru sayılı kararında yargılama aşamasında yürürlüğe giren kanun hükmünün aleyhe sonuç doğuracak şekilde uygulanması nedeniyle mülkiyet hakkının, başvurucu lehine nispi vekâlet ücreti yerine maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle de mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına dayalı olarak yapılan başvuruların reddine karar vermiştir.

Başvurucu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21 Mayıs 2014 tarihli kararı uyarınca elektrik abonelerinden kayıp kaçak bedeli altında para tahsil edilmesinin mümkün olmadığını ileri sürerek ilk derece mahkemesinde istirdat davası açmıştır.

Başvurucu, ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verildiğini ancak yargılama devam etmekteyken, ilgili kararın temyizi aşamasında yapılan kanun değişikliği sonucunda dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilerek zarara uğratılması nedeniyle hukuki güvenlik hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Başvurucu, kayıp kaçak bedeli adı altında yapılan tahsilatların usulsüz olduğu kabul edilip bu bedelin tahsili amacıyla açılan davalar elektrik abonesi olan tüketiciler lehine sonuçlanırken yapılan kanuni düzenleme ile bu davaların lehe sonuçlanmasının önüne geçildiğini öne sürerek Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur.

Anayasa Mahkemesi ise ilgili başvuruya ilişkin kararında, idare tarafından tahsil edilen kayıp kaçak bedelinin tüketicilere iadesi hususunda uygulamada bir belirsizlik bulunduğu ve farklı yargı kolları arasında açık ve istikrarlı bir uygulama bulunmadığından adli yargı yerinde açılan davaların mutlak surette lehe sonuçlanması yönünde haklı bir beklentiden söz etmenin mümkün olmadığını belirtmiştir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, uygulamada birliği sağlamayı amaçlayan kanuni düzenlemenin, yürürlüğe girdiği tarihte mevcut uyuşmazlıklara uygulanmasının haklı ve makul bir nedeni olduğu gerekçesiyle başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.

Kararın tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, Sekonder Ambalajlama ve Depolama Tesislerinin Çalışma Prensip Kararlarını Yayımladı

21 Ekim 2017 tarihli ve 30217 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Beşerî Tıbbi Ürünler İmalathaneleri Yönetmeliği’nin 7/3 maddesi gereği izinli beşerî tıbbi ürün ve etkin maddelerin imalathanelerinde; veteriner tıbbi ürünlerin, takviye edici gıdaların, insana uygulanan biyosidal ürünlerin, insan doku ve hücre ürünlerinin, tıbbi cihazların ve kozmetik ürünlerin üretilmesine istisnai olarak Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (“Kurum”) onayı şartıyla izin verilmiştir.

Kurum yalnızca sekonder ambalajlama ve depolama faaliyeti yapan tesislerle sınırlı olmak üzere, yapılan onay başvurularının sonuçlandırılmasına ilişkin prensip kararlarını üç madde halinde internet sitesinde yayınladı. Bu karalarlar aşağıdaki gibidir:

– Beşerî tıbbi ürünler için kullanılan sekonder ambalajlama alanlarının ve ekipmanlarının; veteriner tıbbi ürünler, gıda takviyeleri ve tıbbi cihazlar ile ortak olarak kullanılmasına aşağıdaki tedbirlerin alınması ve süreklilik esasıyla uygulanması kaydıyla izin verilmektedir:

– Hiçbir koşulda farklı ürün gruplarıyla aynı anda çalışılmaması ve bu hususun yazılı hale getirilip kayıtlardan tespitinin yapılabilmesi

– Bir önceki ürüne dair üretim bantlarının arındırılması, karışma riskinin kalmaması için detaylı prosedürün mevcut olması ve yapılan kontrollerin kayıt altına alınması

– Beklenmeyen durumlarda (kırılma, saçılma vs.) ve primer ambalajın çeşitli nedenlerle bütünlüğünü yitirdiği hallerde ürünün ortama teması söz konusu olabileceğinden yapılacaklara ilişkin prosedürün mevcut olması ve temizlik talimatlarının hazırlanması.

– Beşerî tıbbi ürünlerin sekonder ambalajlama işlemlerinin yapıldığı alanların ve ekipmanların; insana uygulanan biyosidal ürünler, insan doku ve hücre ürünleri ile kozmetik ürünler için kullanılması uygun değildir. Bu ürünler ancak bağımsız alanlarda üretilebilecektir. “Tıbbi cihazlar” ise madde 1 kapsamında değerlendirilecek olup, bu alanlarda üretilebilecektir.

– Beşerî tıbbi ürünlerin depolandığı alanlar, uygun koşulların sağlanması ve gerekli prosedürlerin oluşturulması kaydıyla veteriner tıbbi ürünler, gıda takviyeleri, tıbbi cihazlar, insana uygulanan biyosidal ürünler, insan doku ve hücre ürünleri ile kozmetik ürünler için de kullanılabilecektir.

Duyuru metninin tamamına bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Kaçak veya Fikri Mülkiyet Haklarını İhlal Eden Eşyalara ve Kaçak Eşya Naklinde Kullanılan Taşıtlara İlişkin Tebliğ Yayımlandı

Ticaret Bakanlığı (“Bakanlık”) kaçak veya fikri mülkiyet haklarını ihlal eden eşyalara ve kaçak eşya naklinde kullanılan taşıtlara ilişkin işlemlere yönelik bir tebliğ yayımladı. Kaçak Eşya ve Kaçak Eşya Naklinde Kullanılan Taşıtlara İlişkin İşlemler 1 Numaralı Tasfiye Genel Tebliği (“Tebliğ”) ile birlikte kaçak eşya naklinde kullanılan taşıtlara el konulması ve alıkonulması, teslim alınması, muhafazası ve tasfiyesi ile birlikte kaçak veya fikri mülkiyet haklarını ihlal eder nitelikteki eşyalara ilişkin de düzenlemeler getirildi.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu (“KMK”) kapsamında tanımlanmış suçların işlenmesi esnasında kullanılan taşıtlara el konulabileceği öngörülmektedir. Tebliğ ile bu taşıtların el koyma, alıkoyma ve tasfiyesine ilişkin usuller düzenlenmiştir. Buna göre KMK uyarınca suç teşkil eden eşyaların naklinde kullanılan taşıtlara, rızaen teslim edilmedikleri takdirde, hakim kararı ile el konulabilmektedir. El koyma kararlarının aracın kayıtlı bulunduğu sicile şerh verilmek suretiyle icra edileceği de düzenlenmiştir.

Söz konusu taşıtların,

– Suçun işlenmesini kolaylaştıracak veya ortaya çıkmasını engelleyecek şekilde özel hazırlanmış gizli tertibatlarının bulunması,

– Türkiye’de sicile kayıtlı olmaması,

– Soruşturma ve kovuşturma devam ederken kaçakçılık suçunun işlenmesinde tekrar kullanılması

halinde, el konulan aracın hakim kararı ile alıkonulmasına da karar verileceği, bu halde aracın Tasfiye İşletme Müdürlüğü’ne teslim edileceği belirtilmiştir.

KMK uyarınca suç teşkil eden eşyaların naklinde kullanılan alıkonulmuş kara, deniz ve hava taşıtlarının değeri kadar teminat yatırılması halinde aracın sahibine iade edileceği, teminat yatırılmaz ise aracın tasfiye işlemine tâbi tutulacağı Tebliğ’de belirtilmiştir.

KMK, kaçak malların tasfiyesinin altı ay içerisinde bir mahkeme veya hakim kararı ile yapılabileceğini düzenlemektedir. Söz konusu süre, bekletilemeyecek nitelikteki eşyalar için bir ay olarak belirlenmiştir. Tasfiye kararı verilmediği takdirde belirtilen süreler beklenmeden malların tasfiyesi mümkün değildir. Tebliğ, kaçak eşyanın tasfiyesi için de KMK’da tanımlanan, bekletilemeyecek nitelikteki eşyalar için bir aylık, diğer eşyalar için ise altı aylık tasfiye işlemlerine ilişkin sürelerin beklenilmesine gerek olmaksızın, iki iş günü içerisinde gerekli işlemlerin tamamlanarak Sulh Ceza Hakimliği’nden tasfiye kararı talep edilebileceğini düzenlemiştir.

Tebliğ ayrıca fikri ve sınai mülkiyet haklarını ihlal eder nitelikteki eşyaların muhafazası konusunda da düzenlemeler getirmektedir. Buna göre KMK uyarınca suç teşkil eden ve fikri sınai mülkiyet haklarını ihlal eder nitelikte olduğundan şüphe edilen bir eşyanın ancak bir gümrük işlemi ile bağlantılı olması halinde gümrük idaresine ait ambarlara alınabileceği belirtilmiştir. Bahse konu eşyanın gümrük işlemleri ile bağlantısının kurulamadığı noktada ise, eşya ile ilgili 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu kapsamında düzenlenmiş hızlı imha prosedürünün uygulanması için eşyanın milli emlak birimlerine teslim edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

28 Kasım 2018 tarihli ve 30578 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tasfiye Genel Tebliği-Kaçak Eşya ve Kaçak Eşya Naklinde Kullanılan Taşıtlara İlişkin İşlemler (Seri No: 1) tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Bitki Koruma Ürünleri ve Hammaddeleri İthalat Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik Yayımlandı

Bitki koruma ürünleri ve hammaddelerine dair ithalat usul ve esaslarını düzenleyen Tarım ve Orman Bakanlığı (“Bakanlık”) tarafından hazırlanan, Bitki Koruma Ürünleri İle Bitki Koruma Ürünü Hammaddelerinin İthalatı Hakkında Yönetmelik (“Yönetmelik”) 14 Aralık 2018 tarih ve 20625 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı. Yönetmelik’te ürün geliştirme çalışmalarında kullanılacak bitki koruma ürünleri, bunların hammaddeleri ile ihracat amacıyla imal edilecek bitki koruma ürünü imalatında kullanılacak hammaddelerin ithalat izinlerine ilişkin usul ve esaslar düzenlenmektedir.

Yönetmelik’te öne çıkan düzenlemeler aşağıdaki gibidir. 

Ön Bildirim Zorunluluğu

Ruhsat sahipleri, ithalat öncesinde Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü’ne (“Genel Müdürlük”) ön bildirim başvurusu yapacaklardır. Ön bildirim başvurusu, dörder aylık dönemlerde planlanan ithalatlara ilişkin olarak her yıl Ocak, Mayıs ve Eylül ayları içerisinde olmak üzere üç kez yapılacaktır. Genel Müdürlük’ün alt yapı hazırlaması halinde bu başvuru elektronik ortamda da yapılabilecektir. Ruhsatlandırma veya ürün geliştirme çalışmalarına esas araştırma ve denemelerde kullanılmak üzere numune ithalatlarında ön bildirim şartı aranmayacaktır.

Ön bildirim, ürünün ruhsatına ilişkin iptal veya askıya alma ile aktif maddenin kullanımının sonlandırılması durumları hariç olmak üzere dört ay boyunca geçerli olacaktır.

İthalat Uygunluk İzni ve Geçerli Ruhsat Şartı

Ön başvuruyu takiben, Bakanlık tarafından Yönetmelik kapsamındaki ithalat iznine esas uygunluk başvuruları Tek Pencere Sistemi üzerinden e-başvuru olarak yapılacaktır. Bu e-başvurunun tamamlanmasını takiben aşağıda belirtilen gerekli belgeler ile asıl başvuru yapılabilecektir:

– Başvuru formu

– Fatura veya proforma fatura ve tercümesi

– Garanti sertifikası ve tercümesi

– Taşıma veya yükleme veya gümrük belgesi.

İthalat iznine esas uygunluk yazısının geçerlilik süresi altı ay olup, bu ithalat iznine esas uygunluk yazısı ise aşağıdaki şartlara bağlanmıştır:

– Bakanlık tarafından ruhsatlı olması ve ruhsatının geçerli olması (Bu şart araştırma ve denemelerde kullanılmak üzere numune ithalat iznine esas uygunluk yazısı düzenlenmesinde aranmayacaktır.)

– İthalat iznine esas ön bildirimde bulunulması ve bu bildirim sonucunda ithalatın uygun bulunması

– Ürünün son kullanma tarihine altı aydan daha fazla süre bulunması

– İthalata esas kontroller kapsamında uygun bulunması.

Sınırlı Gümrük Kapıları 

Bitki koruma ürünleri ve hammaddelerine dair ithalatlar sadece Bakanlık tarafından belirlenen gümrük giriş kapılarından yapılabilecektir.

İade Edilen Ürünlerin Ülkeye Giriş Koşulları 

İhracatı tamamlandıktan sonra Türkiye gümrük bölgesine geri gönderilen bitki koruma ürününün ülkeye girişi ancak aşağıdaki şartlarda mümkün olacaktır:

– Geçerli bir ruhsata sahip olması

– Son kullanma tarihine altı aydan daha fazla süre bulunması

– Ruhsat sahibi firmanın, ürünün piyasaya arzına dair yapılacak işlemlerde tüm sorumluluğu alması

– Gerekli görüldüğü takdirde ürünün, ruhsatına esas spesifikasyonuna veya gizli reçetesine uygunluğunun belirlenmesi amacıyla yapılacak analiz veya fiziksel kontrolden geçirilmesi ve uygun bulunması. 

Yürürlük

Yönetmeliğin ilk ön bildirim yükümlülüğü 14 Ocak 2019 tarihinde, geriye kalan hükümler ise 14 Şubat 2019 tarihinde yürürlüğe girecektir.

Yönetmeliğin tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Anayasa Mahkemesi: İhaleyle Alınan Aracın Geç Tescili Mülkiyet Hakkının İhlalini Teşkil Eder

Anayasa Mahkemesi, 25 Ekim 2018 tarihli ve 30576 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 12 Eylül 2018 tarihli ve 2015/6999 başvuru sayılı kararı ile başvurucunun ihale ile idareden satın aldığı aracın üzerindeki ihtiyati tedbir şerhi gerekçe gösterilerek yaklaşık bir yıl boyunca adına tescil edilmemesi ve bu sebeple oluşan zararın giderilmemesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğine hükmetti.

Başvuruya konu olayda, başvurucu, vergi dairesince düzenlenen açık artırmada aldığı aracın trafik siciline tescili için Emniyet Müdürlüğüne başvurmuştur. Tescil, aracın üzerinde ihtiyati tedbir şerhi bulunduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvurucunun bu işleme karşı İdare Mahkemesinde açtığı iptal davası kabul edilmiş ve araç başvurucu adına tescil edilmiştir.

Tescili müteakiben, mesleği şoförlük olan ve uluslararası taşımacılık yapan başvurucu, satın aldığı aracın yaklaşık bir yıl geç tescil edilmesi nedeniyle uğradığı zararların tazmini için İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır. Mahkeme davayı reddetmiştir. Temyiz edilen karar Danıştay tarafından onanmış, başvurucunun karar düzeltme istemi de ilgili Danıştay dairesince reddedilmiştir.

Başvurucu, bu kez, idarenin hukuka aykırı işlemi üzerine aracını bir yıl boyunca kullanamaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur.

Anayasa Mahkemesi, idare mahkemesi tarafından hukuka aykırı bulunan idari işlem nedeniyle aracın yaklaşık bir yıl geç tescilinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini belirtmiştir. Mahkeme, idarenin hatası nedeniyle kazancından mahrum kalan başvurucunun zararının giderilmediği göz önünde bulundurarak, müdahale ile başvurucuya aşırı bir külfetin yüklendiği, kamu yararı amacı ile mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu ve müdahalenin ölçülü olmadığını tespit etmiş, bu durumun Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkına aykırılık teşkil ettiğine hükmetmiştir.

Anayasa Mahkemesi kararının tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Anayasa Mahkemesi, SPK Uyarınca Özel Durum Açıklaması Yapılmaması Nedeniyle Uygulanan İdari Para Cezasının Mülkiyet Hakkını İhlal Etmediğine Hükmetti

Anayasa Mahkemesi, 10 Ekim 2018 tarihli ve 2017/23849 başvuru sayılı kararı ile sermaye piyasası kurallarına göre özel durum açıklaması yapmayan başvurucuya verilen idari para cezasının, kamu yararı amacı taşıması ve başvurucunun kendi kusuruyla kanuna aykırılığa yol açması gözetildiğinde, başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklemediğine karar vermiştir. Kararda, başvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı arasında olması gereken adil dengenin bozulmadığına ve müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır.

Başvuru uyarınca özetle, başvurucunun Rekabet Kurulu tarafından izin verilen bir birleşme devralma işlemine ilişkin olarak, Rekabet Kurulu kararına karşı itiraz edilmiş, yürütmenin durdurulmasına karar verilmiş ve nihayetinde davacının feragati nedeniyle dava reddedilmiştir. Sermaye Piyasası Kurulu, Rekabet Kurulu kararına karşı yürütülen uyuşmazlık sürecine ilişkin hususların kamuya duyurulmadığı gerekçesiyle başvurucunun savunmasını talep etmiş ve nihayetinde idari para cezası uygulamıştır. Başvurucu, idari para cezasının mülkiyet hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur.

Anayasa Mahkemesi, ilgili kararında aşağıdaki gerekçelere dayanmıştır:

– Mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiştir. Bununla birlikte, mülkiyet hakkına müdahalenin kanunla düzenlenmiş olması, kamu yararı amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir.

– Kamu makamlarınca yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olması gerekmektedir. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır.

– Özel durum açıklaması yapılmasına ilişkin yükümlülük ve karşılığı idari yaptırım ulaşılabilir, belirli, öngörülebilir ve açık olarak düzenlenmiştir. Özellikle teknik ve idari konulardaki detayların düzenlenmesinin idarelerin takdirine bırakılması kanuna dayanma koşulunu ihlal etmemektedir.

– İdari para cezası verilmesinin sermaye piyasası işlemleri bakımından kamunun aydınlatılmasını sağlamaya yönelik olduğu dikkate alındığında, müdahale kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişlidir. Ayrıca kamu makamlarının sahip olduğu geniş takdir yetkisi de göz önünde tutulduğunda başvurucunun fiilinin kabahat olarak düzenlenmesi ve sadece idari para cezası uygulanması sebebiyle müdahalenin gerekli olduğu söylenebilir.

– Başvurucuya idari para cezası kararına karşı iddia ve savunmalarını etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağı sağlanmış olması, orantılılık bulunduğuna işaret etmektedir. Diğer taraftan, idari para cezasının miktarı nedeniyle başvurucunun ekonomik durumunda nasıl bir etkiye yol açtığının tespiti için herhangi bir orantılılık karşılaştırması yapmaya elverişli bilgi veya belge sunulmamıştır.

Bu gerekçeler ışığında, Anayasa Mahkemesi başvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı arasında olması gereken adil dengenin bozulmadığına ve müdahalenin ölçülü olduğına hükmetmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin 14 Aralık 2017 tarihli, 30625 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 10 Ekim 2018 tarihli ve 2017/23849 başvuru sayılı kararının tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku