Sayı 74: 4 Şubat 2019
Editörler:
Orçun Çetinkaya, LL.M., Ezgi Baklacı, LL.M., ve Pelin Oğuzer, LL.M.
Sınırlı Bağımsız Denetime ve Güvence Denetimine İlişkin Yeni Standartlar Getirildi

Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu, Uluslararası Bağımsız Denetim ve Güvence Denetimi Standartları Kurulu’nun “SBDS 2400 Tarihi Finansal Tabloların Sınırlı Bağımsız Denetimi” başlıklı standardı ile “GDS 3000 Tarihi Finansal Bilgilerin Bağımsız Denetimi veya Sınırlı Bağımsız Denetimi Dışındaki Güvence Denetimleri” ve “GDS 3402 Hizmet Kuruluşundaki Kontrollere İlişkin Güvence Raporları” başlıklı güncellenmiş standartlarını Türk mevzuatına dahil etti.

Bu kapsamda;

– Tarihi finansal tabloların bağımsız denetimini yürütmekle görevlendirilmiş olup finansal tabloların bağımsız denetimini yürütmeyen denetçilerin sorumlulukları ile finansal tablolara ilişkin sınırlı denetim raporlarının şekil ve içeriği düzenlemiştir.

– Tarihi finansal bilgilerin bağımsız denetimleri veya sınırlı bağımsız denetimleri dışında kalan güvence denetimlerine dair standartlar güncellenmiştir. Denetçilerin denetime konu bilginin yanlışlık içerip içermediği hakkında makul güvence veya sınırlı güvence elde etmesi, yazılı rapor yoluyla denetim konusunun ölçüm ve değerlendirilmesine ilişkin sonuç bildirmeleri amaçlanmaktadır.

– Hizmet alan işletmenin ve onun denetçilerinin kullanımına yönelik bir rapor sunmak üzere, denetçiler tarafından hizmet kuruluşlarının tasarladığı kontroller hakkında yürütülen denetimlere dair düzenlemelerde güncelleme yapılmıştır.

Güncellenmiş GDS’ler, 1 Ocak 2018 tarihi ve sonrasında yürütülen güvence denetimlerine uygulanmak üzere 21 Aralık 2018 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Standartların tam metnine aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.

SBDS 2400 Tarihi Finansal Tabloların Sınırlı Bağımsız Denetimi

GDS 3000 Tarihi Finansal Bilgilerin Bağımsız Denetimi veya Sınırlı Bağımsız Denetimi Dışındaki Güvence Denetimleri (güncel)

GDS 3402 Hizmet Kuruluşundaki Kontrollere İlişkin Güvence Raporları (güncel)

Devamını Oku
E-Apostil Sistemi Uygulamaya Konuldu

Türkiye’de düzenlenen resmi belgelerin apostil tasdik işlemlerinin elektronik ortamda yapılmasını mümkün kılacak e-Apostil sistemi, Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi (“PTT”) tarafından 1 Ocak 2019 tarihi itibariyle uygulamaya konuldu. Sistemin ilk aşaması yalnızca adli sicil kaydı ve mahkeme kararına ilişkin belgeleri kapsıyor.

Apostil tasdiki, 6 Ekim 1961 tarihli Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesi’ne taraf ülkelerin yetkili birimlerinin onayına sahip belgelerin, diğer taraf ülkelerde de geçerli olmasını sağlar.

E-Apostil sistemi ise Türkiye’de düzenlenen belgeler için söz konusu tasdik işleminin elektronik ortamda, güvenli elektronik imza ve zaman damgası ile gerçekleştirilmesini sağlamayı amaçlıyor.

E-Apostil başvuruları, 1 Ocak 2019 itibariyle www.eapostil.gov.tr internet sitesi üzerinden yalnızca adli sicil kayıtları ve mahkeme kararları için yapılabilmekte. Hizmet bedeli, sayfa sayısına bakılmaksızın her bir adli sicil kaydı için 25 TL (KDV dahil), her bir mahkeme kararı için 50 TL (KDV dahil) olarak belirlenmiştir.

PTT ayrıca aşağıdaki belgelere ilişkin e-Apostil başvuru çalışmalarının da devam ettiğini bildirdi:

– Nüfus Kayıt Örneği

– Doğum Kayıt Örneği

– Ölüm Kayıt Örneği

– Evlenme Kayıt Örneği

– İsim Denklik Örneği

– Diploma

– Transkript

– Şirket kuruluş belgeleri, iş bitirme belgeleri.

E-Apostil hakkında daha fazla bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
“Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi”ne Tedaviden Sonra Alınan İlaçların da Eşitlik İlkesi Gereği Geri Ödemeye Tabi Olacağına İlişkin İçtihat

Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdare Dava Dairesi, kemoterapi tedavisi sürecinde kullanılan ve bedeli hasta tarafından karşılanan bir ilacın, Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğü’nün duyurusuyla “Hastanelerce Temini Zorunlu Kemoterapi İlaçları Listesi”ne alınması karşısında, bu tarihten önce hasta tarafından karşılanan ilaç bedellerinin geri ödenmesi talebinin reddini Anayasa’yla koruma altına alınan “Eşitlik İlkesi” gereği hukuka aykırı bulmuştur.

Kanser tedavisi gören hasta, kemoterapi tedavisi sürecinde kullanılan, 30 Ağustos 2016 tarihi itibari ile de “Hastanelerce Temini Zorunlu Kemoterapi İlaçları Listesi” kapsamına alınan ilaç için bu tarihten önce ödemiş olduğu bedellerin kendisine geri ödenmesini talep etmiştir. Bu yöndeki başvurunun reddedilmesi üzerine ret kararının iptali için Ankara 11. İdare Mahkemesi nezdinde dava açılmıştır. İdare Mahkemesi, ilgili reçete ve faturaların, ilacın söz konusu listeye alınma tarihinin öncesine ait olduğu gerekçesiyle ret kararını yerinde bulmuştur.

Ankara Bölge İdare Mahkemesi ise ilgili kararında aşağıdaki gerekçelere dayanarak davacının istinaf talebini kabul etmiş ve İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına hükmetmiştir:

– Anayasa’nın 2. Maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir.

– Anayasa’nın 5. Maddesi uyarınca kişilerin refah ve huzurunu sağlamak, temel hak ve hürriyetlerini korumak, maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamak; Devlet’in temel görevleri arasında yer almaktadır.

– Anayasa’nın 17. Maddesi, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı olduğunu ortaya koymaktadır.

– Anayasa’nın 56. Maddesi Devlet’e, kişilerin hayatını, beden ve ruh sağlığını koruma görevi yüklemektedir.

– Anayasa’nın 60. Maddesi uyarınca ise kişiler sosyal güvenlik hakkına sahiptir ve Devlet bu güvenliği sağlamakla yükümlüdür.

– Söz konusu ilacın “Hastanelerce Temini Zorunlu Kemoterapi İlaçları Listesi”ne alınmış olmasının karşısında, aynı tedavi sürecindeki hastaların bir kısmına ödeme yapılıp bir kısmına ödeme yapılmaması “Eşitlik İlkesi”ne aykırıdır.

8 Kasım 2018 tarih ve 2018/1511 E. 2018/1430 K. sayılı Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdare Dava Dairesi kararının tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Anayasa Mahkemesi, İş Mahkemeleri Kanunu’nda Öngörülen Zorunlu Arabuluculuk Müessesesinin Anayasaya Aykırı Olmadığına Hükmetti

Anayasa Mahkemesi,

– 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu (“İş Mahkemeleri Kanunu”) ile getirilen, işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalara yönelik öngörülen zorunlu arabuluculuk müessesesinin ve

– Yıllık izin ücreti ve iş sözleşmesinin feshine bağlı tazminatlar yönünden zamanaşımı süresinin kısaltılmasına yönelik düzenlemenin

hak arama hürriyetini ihlal etmediğine hükmetmiştir.

İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. Maddesi uyarınca, arabulucuya başvurulmuş olması; kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda dava şartı olarak öngörülmüştür.

İş Mahkemeleri Kanunu’nun 15. Maddesi ile 4857 sayılı İş Kanunu’na Ek 3. Maddesi altında, iş sözleşmesinden kaynaklanmak kaydıyla hangi kanuna tabi olursa olsun, yıllık izin ücreti ve aşağıda belirtilen tazminatların zamanaşımı süresi beş yıl olarak belirlenmiştir:

– Kıdem tazminatı

– İş sözleşmesinin bildirim şartına uyulmaksızın feshinden kaynaklanan tazminat

– Kötü niyet tazminatı

– İş sözleşmesinin eşit davranma ilkesine uyulmaksızın feshinden kaynaklanan tazminat.

Anayasa Mahkemesi nezdinde açılan iptal davasında arabulucuya başvuru zorunluluğunun;

– işveren karşısında güçsüz durumda olan işçileri haklarından vazgeçmeye zorlayarak adaletsizliği artıracağı

– kuralın işçinin korunması ve işçi yararına yorum ilkelerine ters düştüğü

– iş hukukuna dair uyuşmazlıklarda işçinin anlaşmaya zorlanması ve hakkı olandan daha azına razı olması sonucu doğuracağı

ileri sürülmüştür.

Ayrıca, arabuluculuğa başvurmada işçiye özgür iradesiyle hareket etme imkanının tanınmamasının ve yıllık izin ücreti ile iş sözleşmesinin feshine bağlı tazminatlar yönünden zamanaşımı süresinin kısaltılmasının, anayasal bir hak olan hak arama hürriyetini engellediği de ileri sürülmüştür.

Anayasa Mahkemesi ise;

– arabuluculuk kurumunun alternatif bir uyuşmazlık çözüm yolu olduğunu

– tarafların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmelerini sağlamak için iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştirdiğini

– her iki tarafın da menfaatlerinin en uygun şekilde dengelenmesi esasına dayalı olarak yürütüldüğünü

– dava şartı olmanın bir sonucu olarak arabuluculuğa başvurunun bir zorunluluk arz ettiğini, ancak bu zorunluluğun yalnızca başvuru ile sınırlı olduğunu, sürecin işleyişi ve sonucu üzerinde taraf iradelerinin egemen olduğunun açık olduğunu

belirtmiştir.

Arabuluculuk müzakereleri ile uyuşmazlıkların kesin ve kalıcı şekilde, daha kısa sürede ve daha az masrafla çözümlenmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi yıllık izin ücreti ve iş sözleşmesinin feshine bağlı tazminatlar yönünden zamanaşımı süresinin beş yıl olarak belirlenmesinin gerekli hazırlıkların yapılabilmesi ve dava hakkının kullanılabilmesi bakımından yeterli makul bir süre olduğuna da kanaat getirmiştir.

Bu nedenlerle, Anayasa Mahkemesi ilgili düzenlemelerin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal taleplerinin reddine karar vermiştir.

11 Temmuz 2018 tarih, 2017/178 E. ve 2018/82 K. sayılı Anayasa Mahkemesi kararının tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Karşılaştırmalı Reklam da Dahil Olmak Üzere, Reklamlarla İlgili Yeni Düzenlemeler Yapıldı

Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik (“Değişiklik Getiren Yönetmelik”) Resmi Gazete’de yayımlandı.

Geçmişte, 29232 sayılı ve 10 Ocak 2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’yle birlikte rakiplere ait isim, marka, logo, diğer ayırt edici şekil veya ifadeler ile ticaret unvanı veya işletme adlarına yer verilmesine ilk kez izin verilmişti.

Ancak bu hükmün yürürlük tarihi üç kez ertelenmişti. En son 1 Ocak 2019 tarihinde yürürlüğe girmesi beklenen düzenlemede yasa koyucu değişikliğe gitti.

Değişiklik Getiren Yönetmelik’le birlikte, karşılaştırmalı reklam “tanıtımı yapılan mal veya hizmete ilişkin hususlarla aynı amaca ya da aynı ihtiyacı karşılamaya yönelik rakip mal veya hizmetlere ilişkin hususların karşılaştırıldığı reklamlar” olarak tanımlanmaktadır. Yeni düzenlemede açık şekilde rakiplere ait ürün adı, marka, logo, ticaret unvanı, işletme adı veya diğer ayırt edici unsurlara yer verilmesi yasaklanmıştır. Buna göre, işletmeler reklam faaliyetlerinde kendi ürünlerine ilişkin özellikleri ancak rakiplerinin ismine ve markalarına yer vermeden karşılaştırabilecektir.

Değişiklik Getiren Yönetmelik ayrıca Sağlık Bakanlığı’nca hazırlanan gıda ve içecekler listesinin kırmızı kategorisinde yer alan ve aşırı tüketimi tavsiye edilmeyen gıda ve içeceklerin reklamları hakkında sınırlandırmalara da yer vermektedir. Buna göre:

– Çocuklara yönelik radyo ve televizyon programlarının başında, sonunda veya program esnasında ve münhasıran çocuklara yönelik tasarlanan diğer her türlü mecrada bu ürünlere ilişkin reklam yapılamaz.

– Çocuk programları dışında yapılan reklamlarda ise Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenecek dengeli beslenmeye teşvike yönelik ifadelere yer verilmelidir. Bu ifadeler televizyonlarda ekranın alt kısmında akan bant biçiminde, diğer mecralarda ise o mecraya uygun şekilde sözlü veya yazılı olarak yapılacaktır.

– Bu ürünlerin satışını arttırmak için ürünle birlikte çocukların ilgi alanlarına ve beğenilerine yönelik hediyeler verilemez ve benzeri hiçbir pazarlama tekniği uygulanamaz.

Diğer yandan, aşağıdakilerin reklamının yasak olduğu açıkça belirtilmiştir:

– Falcı, medyum, astrolog ve benzerleri

– Yasadışı bahis ve kumar oyunları

– Sohbet, arkadaşlık ve eş bulma hatları ve hizmetleri

– Her türlü ateşli veya ateşsiz silah, silah üreticisi ve satıcıları.

Kırmızı listede yer alan gıda ve içeceklere ilişkin düzenleme 30 Haziran 2019 tarihinde yürürlüğe girecek olup diğer hükümler yayım tarihinde yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

30639 sayılı ve 28 Aralık 2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Değişiklik Getiren Yönetmelik’in tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
İkinci Grup Veri Sorumlularının Veri Sorumluları Siciline Kayıtları Başladı

Kişisel Verileri Koruma Kurumu (“Kurum”) tarafından yayımlanan 2 Ocak 2019 tarihli karar (“Karar”) ile ikinci grup veri sorumlularının Veri Sorumluları Sicil Bilgi Sistemi’ne (“VERBİS”) kayıtlarının başladığı duyuruldu.

Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun (“Kurul”), kayıt yükümlülüğünde istisna tutulacak veri sorumlularının kapsamını genişleten ve Veri Sorumluları Siciline kayıt tarihlerini belirleyen yeni kararlar aldığı MA Gazette’nin geçmiş sayısında açıklanmıştı.

İkinci grup veri sorumlularının kayıt yükümlülüğüne ilişkin ek açıklamaları da içeren yeni Karar’da aşağıdaki bilgiler yer aldı:

– 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu madde 16 uyarınca Kurum gözetiminde kamuya açık olarak Veri Sorumluları Sicili tutulur. Bu kapsamda kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişiler veri işlemeye başlamadan önce VERBİS’e kaydolmak zorundadır.

– Yıllık çalışan sayısı veya yıllık mali bilanço toplamı Kurum’ca belirlenmiş olan rakamların üstünde olan veri sorumluları ile yurtdışında yerleşik tüm veri sorumluları için kayıt yükümlülüğü 1 Ekim 2018 tarihinde başlamış olup halen devam etmektedir.

– Yıllık mali bilanço toplamı Kurul’un belirttiği rakamın altında kalan ve ana faaliyetleri özel nitelikli kişisel veri işleme olan ikinci grup veri sorumlularının VERBİS’e kayıt yükümlülüğü ise 1 Ocak 2019 tarihinde başlamıştır. Kayıt yükümlülüğü belirtilen veri sorumluları tarafından en geç 31 Mart 2020 tarihine kadar yerine getirilmelidir.

2 Ocak 2019’da yayımlanan Karar’ın tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
WIPO, 2018 yılı Dünya Fikri Mülkiyet Göstergeleri Raporunu Yayımladı

Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (“WIPO”), 2018 yılı Dünya Fikri Mülkiyet Göstergeleri Raporu’nu (“Rapor”) yayımladı. Rapora göre Türkiye ve Çin başta olmak üzere 2017 yılında patent, marka ve endüstriyel tasarım başvuruları önceki yıllara kıyasen büyük bir artış gösterdi.

Raporda yer alan, Türkiye’ye ilişkin belli başlı diğer sonuçlar aşağıdaki gibidir:

PATENTLER 

– 2017 yılında dünya genelinde yeni bir rekor olarak 3.17 milyon patent başvurusu yapılmıştır. Çin ve Türkiye, patent başvurusu alanında sırayla %14.2 ve %24.9 oranında büyüme göstererek çift haneli büyümeyi başaran iki ofis olmuştur. Türkiye, söz konusu büyüme başarısı ile 2016 yılında 23 olan sıralamasını 2017 yılında 20’ye yükseltmiştir.

– 2017 yılında ülke içi ve ülke dışından yapılan Türkiye menşeli başvuruların toplamı 8.555 olarak bildirilmiştir; tescile bağlanan başvuruların sayısı ise 1.900’dür. Türkiye’de 3.320 faydalı model başvurusu yapılmış, 2.088 başvuru ise tescil edilmiştir.

– Türkiye’nin çarpıcı büyümesinin ardındaki ana itici gücün Türkiye’de mukim kişilerin başvurularındaki %33’lük artış olduğu tahmin edilmektedir. Bu oran gelişmekte olan pazarlar arasında Endonezya’dan sonra ikinci en hızlı büyüme oranıdır.

– Gelişmekte olan pazarlarda yerel başvuruların gayri safi yurtiçi hasılaya oranı bakımından Türkiye, 448 ile en yüksek orana sahip olurken, Türkiye’yi 186 ile Brezilya ve 174 ile Hindistan takip etmiştir.

– 2014-2016 döneminde, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin çoğunluğunda başvuruların bilgisayar teknolojisi, taşımacılık, farmasötik ve mühendislik alanlarına yönelik olmasına karşın, Türkiye’deki çoğunluk başvuru %11.4 ile diğer tüketim mallarına yönelik kaydedilmiştir.

TİCARİ MARKALAR

– Ticari marka başvuruları, dünya çapında yaklaşık 9.11 milyon başvuru ile 2017 yılında %30 büyüme sağlamıştır. Çin, 5.7 milyonun üzerinde başvuru ile lider konumda yer alırken; Türkiye, sınıf sayısı bakımından ilk 20 ofis arasında dokuzuncu sırada yer almaktadır. İlk 20 kapsamında sayılan ofislerin 12’si yüksek gelirli, altısı orta gelirli ülkelerde (Türkiye bu kapsamdadır) ve ikisi düşük gelirli ülkelerdedir.

– 2017 yılında Türkiye’de 247.474 adet marka başvurusu yapılmış, 206.374 başvuru ise tescile bağlanmıştır.

– 2004 yılından bu yana marka başvuruları dahilinde en yaygın olan 35. sınıf kapsamındaki reklamcılık, iş yönetimi, iş idaresi ve ofis hizmetleri; 2017 yılında dosyalanan marka başvuruları arasında da %11 ile ilk sıradadır. Türkiye’de de işletmelere yönelik hizmetler, tüm marka başvurularının %21’ini oluşturmak suretiyle listenin başında yer almaktadır. Türkiye’de en çok başvuru yapan sektörlerin başında ise tarım ve giyim gelmektedir.

TASARIM

– 2017 yılında, %56’sı Çin’de olmak üzere, dünya çapında yaklaşık 945.100 tasarım başvurusu yapılmıştır. Çin’i Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi, Kore Cumhuriyeti, Türkiye ve ABD takip etmiştir.

– 2017 yılında Türkiye’de 46.875 adet tasarım başvurusu yapılmış, 44.995 başvuru ise tescil edilmiştir.

– 2017 yılındaki tasarım başvurularının gayri safi yurtiçi hasılaya oranı bakımından Kore Cumhuriyeti ilk sırada yer alırken, Kore Cumhuriyeti’ni Çin ve Türkiye (1.938) izlemiştir.

WIPO Raporu’nun İngilizce tam metnine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Patent Başvurularında Araştırma ve İnceleme Raporlarının Birlikte Düzenlenmesi Talep Edilebilecek

Türk Patent ve Marka Kurumu (“TÜRKPATENT”) patent başvurularında araştırma raporu ve inceleme raporuna yönelik taleplerin birlikte yapılabileceğini duyurdu.

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (“SMK”) uyarınca patent başvuru sahibi, başvuru konusu buluşun patentlenebilirliğinin değerlendirilmesi ve teyidi amacı ile başvuru ile birlikte veya başvurudan itibaren 12 ay içerisinde araştırma raporu düzenlenmesi için TÜRKPATENT’e başvurmalıdır. Tekniğin bilinen durumu ve başvuruya konu buluşun değerlendirildiği araştırma raporunun sonucuna göre, başvuru sahibi başvuruya devam etme veya etmeme kararı verebilmektedir. Bununla birlikte, başvuru sahibinin kendisine bildirilen araştırma raporuna karşı görüş ve açıklama sunması da mümkündür.

Başvuru sahibinin başvuru işlemlerine devam etmesi halinde, araştırma raporunun bildirim tarihini izleyen üç ay içerisinde inceleme raporu düzenlenmesi talebinde bulunması gerekmektedir. Bu inceleme neticesinde, TÜRKPATENT buluşa patent verilip verilemeyeceğine karar vermektedir.

TÜRKPATENT tarafından öngörülen değişiklik ile artık patent başvuru sahipleri, halihazırda uygulanan prosedüre alternatif olarak hem araştırma hem de inceleme raporlarının aynı anda düzenlemesini talep edebilecektir.

Başvuru sahibinin her iki raporun da aynı anda düzenlenmesini talep etmesi halinde, araştırma raporunun sonucu

– olumlu ise; TÜRKPATENT, inceleme raporunu da hazırlayıp başvuru sahibine gönderecektir.

– olumsuz ise; inceleme raporunun hazırlanması süreci, araştırma raporunun bildirimini izleyen üç aylık süre bitiminde başlayacaktır.

Duyuru metnine bu linkten erişebilirsiniz.

Devamını Oku
Anayasa Mahkemesi: Taşınmaza Kamulaştırmasız El Atma Mülkiyet Hakkını İhlal Eder

Anayasa Mahkemesi, özel mülkiyette bulunan arsa vasfını haiz taşınmazın üzerinden kamulaştırma yapılmaksızın enerji nakil hattı geçirilmesinin, taşınmaz sahibinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğine karar verdi.

Söz konusu taşınmazın maliki, idarenin enerji nakil hattı geçirmesiyle taşınmaz üzerinde inşaat yapamadığını öne sürmüş ve aşağıdaki taleplerle tazminat davası açmıştır:

– taşınmazın enerji nakil hattı altında kalan kısmının tam bedeli,

– taşınmazın değerinde meydana gelen azalma bedeli.

Yerel mahkeme ise idare lehine irtifak hakkı tesis edilmesine, bunun tapuya tesciline ve idare tarafından başvurucuya tazminat ödenmesine karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesi, ilgili kararında aşağıdaki gerekçelere dayanarak başvurucunun mülkiyet hakkına usule ve kanuna aykırı şekilde müdahalede bulunulduğuna hükmetmiştir:

– Anayasa’nın 35. Maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiştir. Bu hakkın kamu yararı amacıyla ve ancak kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür.

– Söz konusu mülkiyet hakkı, taşınmazın altını ve üstünü de kapsamaktadır. Taşınmazın üstünden enerji nakil hattı geçirilmesi mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmektedir.

– Taşınmaza somut olaydaki gibi el atılması, mülkten kısmen yoksun bırakma sonucuna yol açmaktadır.

– Anayasa’nın 13. Maddesinde düzenlenen temel hak ve özgürlükler ancak kanun ile kamu yararı için gerekli olan hallerde ve ölçülülük ilkesine uygun olarak sınırlandırılabilir.

– Anayasa’nın 46. Maddesi uyarınca, kamulaştırma yapılabilmesi için;

– kamu yararı bulunmalı,

– kamulaştırma kararı kanunda öngörülen usul ve

kurallara uygun olarak yapılmalı,

– kamulaştırılacak taşınmazın gerçek bedeli, malikine peşin ve nakden ödenmelidir.

– Somut olayda, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nda (“Kanun”) belirtilen usul takip edilmemiş ve peşin ödeme şartı yerine getirilmemiş olduğundan kamulaştırmasız el atma uygulaması meydana gelmiştir. Kamulaştırmasız el atma, Anayasa’ya ve Kanun’a aykırılık teşkil etmekte ve mülkiyet hakkının korunması bakımından öngörülemez bir duruma ve keyfiyete neden olmaktadır.

Öte yandan, Anayasa Mahkemesi, taşınmazın üstünden enerji nakil hattı geçirilen kısmının tamamen kullanılamaz olduğu iddialarını yerinde görmemiş, tapuda başvurucu adına kayıtlı olmaya devam etmesi nedeni ile irtifak bedelinin maddi tazminat olarak ödenmesini makul bulmuştur.

Ancak yalnızca kamulaştırma bedelinden ibaret maddi tazminata hükmedilmesinin ve manevi tazminat gibi başkaca bir yaptırım uygulanmamasının, idarelerin kamulaştırmasız el atma yöntemine başvurmasına yol açacak yapısal bir sorun teşkil ettiği hususunda görüş bildirmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin 18 Aralık 2018 tarih ve 30629 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25 Ekim 2018 tarih ve 2015/12554 başvuru sayılı kararının tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku