Sayı 75: 7 Mart 2019
Editörler:
Orçun Çetinkaya, LL.M., Ezgi Baklacı, LL.M., ve Pelin Oğuzer, LL.M.
Konkordato Usul ve Esasları Belirlendi

Konkordato Komiserliği ve Alacaklılar Kuruluna Dair Yönetmelik ve konkordato talebine eklenecek belgelere ilişkin usul ve esasları düzenleyen Konkordato Talebine Eklenecek Belgeler Hakkında Yönetmelik, 30 Ocak 2019 tarihli ve 30671 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı.

Bu kapsamda aşağıdaki usul ve esaslar belirlendi:

Komiserlikten Kaçınma ve Ayrılma Sebepleri

Görevi kabulden kaçınma talebi, görevlendirmenin öğrenildiği tarihten itibaren beş gün içinde, görevlendirmeyi yapan mahkemeye verilecek dilekçeyle yapılır. Dilekçeye, kaçınma sebebi ve varsa belgelerin eklenmesi gerekir. Mahkeme dosya üzerinden yapacağı inceleme sonucunda, talebin yerinde olmadığına karar verirse, komiser görevi kabulle yükümlüdür. Bu karara rağmen komiser görevden kaçınmaya devam ederse, mahkeme başka bir komiser görevlendirir.

Komiserlik Eğitimi

Temel eğitim, komiserlik görevinin yürütülmesi için gerekli teorik ve pratik bilgileri içerir ve en az 36 ders saatinden oluşur. Temel eğitime katılmak zorunludur. Medeni usul ve icra iflas hukuku, medeni hukuk, ticaret hukuku ile işletme, iktisat, maliye ve muhasebe alanında profesör veya doçent unvanına sahip olanlar komiserlik eğitiminden muaftır.

Komiserlik eğitimi Adalet Bakanlığı’nca izin verilmek kaydıyla; bünyesinde hukuk fakültesi bulunan üniversiteler ile Türkiye Barolar Birliği ve Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği tarafından verilir.

Listeden Çıkarılma

Aşağıdaki hâllerde komiser, bölge kurulu tarafından listeden çıkarılır:

– Komiser tarafından talep edilmesi.

– Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından komiserin bağımsız denetçi olma niteliğini kaybettiğinin bildirilmesi.

– Komiserliğe kabul şartlarının kaybedilmesi veya listeye kayıt tarihinde gerekli şartların bulunmadığının sonradan tespit edilmesi.

– Yönetmelik hükümlerine aykırı olarak görevin kabul edilmemesi veya görevin bırakılması.

– Görevin gerektirdiği güven duygusunu sarsıcı tutum ve davranışlarda bulunulması.

– Yükümlülüklere aykırı davranılması.

Bölge kurulu başkanı veya görevlendirilen üye, yapacağı denetim ve inceleme sırasında komiser hakkındaki iddiaları ciddi bulursa komisere tebligat yaparak bir hafta içinde yazılı savunma yapmasını ister.

Konkordato Talebine Eklenecek Belgeler

Borçlu, konkordato talebine aşağıdaki belgeleri ekler:

– Konkordato ön projesi.

– Borçlunun malvarlığının durumunu gösterir belgeler.

– Alacaklı ve alacak listesi.

– Karşılaştırma tablosu.

– Makul güvence veren denetim raporu.

Borçlu, iflasa tabi olmayan kişilerden ise sadece konkordato ön projesi, alacaklı ve alacak listesi ile uygun düştüğü ölçüde borçlunun malvarlığının durumunu gösterir belgeleri konkordato talebine ekler.

Konkordato işlemlerinin başlatılması alacaklılardan biri tarafından talep edilmişse mahkeme, belge ve kayıtların eksiksiz olarak sunulması için borçluya makul bir süre verir. Bu durumda anılan belge ve kayıtların hazırlanması için gerekli masraf alacaklı tarafından karşılanır.

Denetim

Borçlunun konkordato ön projesinde yer alan teklifinin gerçekleşeceği hususunda makul güvence verilip verilmeyeceğinin tespiti amacıyla denetim yapılır.

Konkordato Komiserliği ve Alacaklılar Kuruluna Dair Yönetmelik’in tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Konkordato Talebine Eklenecek Belgeler Hakkında Yönetmelik’in tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Perakende Ticarette Uygulanacak İlke ve Kurallar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapıldı

Perakende Ticarette Uygulanacak İlke ve Kurallar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik (“Değişiklik Yönetmeliği”) 18 Ocak 2019 tarihli, 20659 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı.

Değişiklik Yönetmeliği ile, Perakende Ticarette Uygulanacak İlke ve Kurallar Hakkında Yönetmeliğin 12/B maddesinin ikinci fıkrası değiştirildi.

Yeni düzenleme uyarınca taksit sayısı:

– Fiyatı 3.000 Türk Lirasının üstünde olan televizyon satışlarında üç ayı

– Fiyatı 3.000 Türk Lirasının altında olan televizyon satışlarında dokuz ayı

geçemez.

Değişiklik Yönetmeliği’nin tam metnine linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Anayasa Mahkemesi: İhalenin Feshi Davasının Reddi Sonucunda %10 Para Cezası ile Yükümlü Kılınmak Mahkemeye Erişim Hakkını Kısıtlar

Anayasa Mahkemesi, İcra Mahkemesi tarafından ihalenin feshi davasının reddedilmesi sonucunda ihale bedelinin %10’u oranında para cezasına hükmedilmesinin, Anayasa’nın 36. maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine hükmetti. Uygulanan para cezası miktarının başvurucuya olağanın ötesinde bir külfet yüklediğine ve bu durumun başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kıldığına karar verildi.

Başvurucu,

– İhalenin açık arttırma ilanında belirtilen saatte yapılmadığını,

– İhaleye katılan bir kısım ihale katılımcısından teminat alınmadığını,

– Taşınmazın aile taşınmazı niteliğinde olduğunu,

– Kıymet takdiri raporunun kendisine tebliğ edilmediğini,

– Taşınmazın satışının hukuka aykırı olduğunu

ileri sürerek ihalenin feshini talep etmiştir.

İcra Mahkemesi ise yapılan ihalede bir usulsüzlük bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vererek ihale bedelinin %10’u oranında para cezasının başvurucudan alınarak Hazineye irat olarak kaydına karar vermiştir. Başvurucunun temyiz ve karar düzeltme talebinin reddi sonucu hüküm kesinleşmiş ve başvurucu 4 Aralık 2015 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur.

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının aşağıdaki nedenlere dayanarak kabul edilebilir olduğuna oy birliği ile karar vermiştir:

– İhalenin feshi davasının reddi halinde, davayı açan kişi aleyhine ihale bedelinin %10’u oranında para cezasına hükmedilmesi, gereksiz davaların açılmasının önlenmesinde gerekli bir araç değildir.

– Uygulanan para cezasının tutarının ve başvurucunun bu tutarı ödeme gücünün göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

– Uygulanan para cezası başvurucuya önemli bir ekonomik külfet yükleyebilir ve başvurucunun ekonomik anlamda dara düşmesine yol açabilir.

– Alacaklının haklarının korunmasındaki yarar ile başvurucunun ihalenin feshini talep etmesi arasında adil bir menfaat dengesi kurulmamıştır.

– Yargılama sonucunda maddi külfet doğuracak şekilde para cezası uygulanması nedeniyle mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahale ölçüsüzdür.

22 Kasım 2018 tarih ve 2015/18872 başvuru sayılı Anayasa Mahkemesi kararının tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu, Kozmetik Ürünlerin İddialarına İlişkin Kılavuzun Yeni Sürümünü Yayımladı

Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (“TİTCK”), Kozmetik Ürünlerin İddialarına İlişkin Kılavuz’un 5.0 sürümünü (“Kılavuz”) yayımladı. Piyasada bulunan kozmetik ürünlerin iddialarında dikkat edilmesi gereken hususlara yönelik hazırlanan ve üreticiler, dağıtıcılar, tanıtım yapanlar, mecra kuruluşları veya aracılarına yol gösterme amacı taşıyan Kılavuz; kozmetik ürünlerde bir ya da bir grup maddenin bulunmadığına yönelik “içermez” iddialarına ilişkin yeni yükümlülükler öngörmektedir.

Önceki sürüm kılavuzla da belirtilen düzenlemelere ek olarak Kılavuz’un yeni sürümü, içerilmediği iddia edilen bileşenin/bileşenlerin, kozmetik üründe bulunmadığının kanıtlanması açısından TSE ISO IEC 17025 standartlarını haiz laboratuvarlarda alınacak analiz raporunun başvuru esnasında Kozmetik Ürün Dairesi Başkanlığı’na teslim edilmesini zorunlu kılmıştır.

Buna göre Kılavuz, “içermez” iddialarına yönelik aşağıdaki düzenlemeleri içermektedir:

– 8157 sayılı Kozmetik Yönetmeliği ile yasaklanmış bir bileşene ilişkin “içermez” veya bu anlama gelen bir iddia kullanılmamalıdır.

– Kozmetik üründe spesifik bir bileşenin bulunmadığı iddia ediliyorsa bu bileşen üründe bulunmaması gerektiği gibi, bu bileşenin açığa çıkmasına neden olan herhangi bir bileşen de üründe bulunmamalıdır.

– İlgili ürün grubunda ürünlerin yapısı gereği zaten kullanılmayan bir bileşen için “içermez” iddiası veya benzer anlamdaki iddiaların kullanılması uygun değildir.

– Bazı bileşenlerin ürünün formülasyonunda bulunmaması, ürünle ilgili alerjik reaksiyona yol açma riski yoktur gibi mutlak bir güvence iddiasının veya imâsının kullanılmasını sağlamaz.

Kılavuz’un tam metnine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

Kozmetik Ürünlerin İddialarına İlişkin Kılavuz Sürüm 5.0

Devamını Oku
Kişisel Verileri Koruma Kurulu, Veri Sorumlusuna Başvuru ve Kurula Şikâyet Sürelerine Açıklık Getirdi

Kişisel Verileri Koruma Kurulu (“Kurul”); 24 Ocak 2019 tarih ve 2019/9 sayılı kararı (“Karar”) ile, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun (“KVKK”) 13. ve 14. maddelerinde düzenlenen ve uygulanmasında farklı yorumlarla karşılaşılan veri sorumlularına başvuru ve Kurul’a şikâyet sürelerinin hesaplanmasına açıklık getirdi.

KVKK’nın 13. maddesi uyarınca, ilgili kişi KVKK kapsamındaki taleplerini yazılı olarak veya Kurul’un belirlediği diğer yöntemlerle veri sorumlusuna iletebilir. Veri sorumlusu ise ilgili kişinin başvurusunda yer alan talepleri, talebin niteliğine göre en kısa sürede ve en geç 30 gün içinde değerlendirmelidir.

KVKK’nın 14. maddesi uyarınca;

– İlgili kişinin başvurusunun reddedilmesi,

– Veri sorumlusu tarafından verilen cevabın yetersiz bulunması,

– Başvuruya süresinde cevap verilmemesi

hallerinde ilgili kişi, veri sorumlusunun cevabını öğrendiği andan itibaren 30 ve her halde başvuru tarihinden itibaren 60 gün içinde Kurul’a şikâyette bulunabilir.

Kurul, veri sorumlusuna başvuran ve bu yolu tüketen ilgili kişilerin Kurul’a başvuru süresi hususunda KVKK maddelerini farklı yorumladıklarını tespit etmiş ve bu yorumları ortadan kaldırmak amacıyla Karar’ı kamuoyuna duyurmuştur.

Karar ile aşağıdaki konulara açıklık getirilmiştir:

– Yapılan başvuruya veri sorumlusunun 30 gün içinde bir cevap vermesi halinde, ilgili kişi bu cevabı takiben 30 gün içerisinde Kurul’a şikâyette bulunabilir. Bu tür hallerde ilgili kişinin, veri sorumlusuna başvuru tarihinden itibaren 60 günlük süresi bulunmaz.

– Veri sorumlusunun yapılan başvuruya bir cevap vermediği durumlarda, ilgili kişinin Kurul’a şikâyette bulunabilmesi için veri sorumlusuna başvurduğu tarihten itibaren 60 günü bulunur.

– Yapılan başvuruya veri sorumlusunun KVKK’da düzenlenen 30 günlük süre sonrasında cevap vermesi halinde, ilgili kişi KVKK’da veri sorumlusuna tanınan 30 günlük süre sonrasında verilecek cevabı beklemekle yükümlü değildir. İlgili kişi, veri sorumlusuna tanınan sürenin dolması ile birlikte Kurul’a şikâyette bulunabilir. Bu başvuru ise ilgili kişinin veri sorumlusunun kendisine cevap verdiği tarihten itibaren 30 gün değil, veri sorumlusuna başvurduğu tarihten itibaren 60 gün içinde olabilir.

İlgili kararın tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
2019 UEFA Süper Kupa Finali ve 2020 UEFA Şampiyonlar Ligi Finali Müsabakalarına Yönelik Vergi Muafiyetleri Getirildi

Türkiye’de düzenlenecek 2019 UEFA Süper Kupa Finali ve 2020 UEFA Şampiyonlar Ligi Finali müsabakalarına ilişkin olarak bazı tüzel kişiler bakımından kurumlar vergisi muafiyeti ile KDV istisnası öngörülmüştür.

Bu kapsamda, söz konusu müsabakalara ilişkin olarak aşağıdaki tüzel kişilere yapılan veya onlar tarafından gerçekleştirilen mal teslimleri ve hizmet ifaları, katma değer vergisinden müstesna tutulmuştur:

– Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (“UEFA”).

– Katılımcı futbol kulüpleri.

– Organizasyonda görevli tüzel kişilerden iş yeri, kanuni merkezi ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayanlar.

KDV istisnası dolayısıyla yüklenilen vergiler, vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan vergilerden indirilir. İndirim yoluyla telafi edilemeyen vergiler ise istisna kapsamında işlem yapan mükellefin talebi üzerine nakden veya mahsuben iade edilir.

Ayrıca, söz konusu tüzel kişiler müsabakaların oynanmasına ilişkin olarak Türkiye’de elde ettikleri kazanç ve iratları dolayısıyla da gelir ve kurumlar vergisinden muaf tutulmuştur. Bu muafiyet, tevkif yoluyla alınan vergileri de kapsar.

Söz konusu geçici uygulamalar, 30 Ocak 2019 tarih ve 30671 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile getirilmiş olup, yayımlandığı tarih itibariyle  yürürlüğe girmiştir. Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Sinema Filmlerine İlişkin Yeni Düzenlemeler Yapıldı

Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (“Değişiklik Kanunu”) 30671 sayılı ve 30 Ocak 2018 tarihli Resmî Gazete’de yayınlandı.

Değişiklik Kanunu, ülkemizde sinema sektöründe uzun zamandır tartışma konusu olan promosyonlu bilet satışları da dahil olmak üzere, sinema salonu işletmelerine ilişkin yeni düzenlemeler getirmektedir. Söz konusu düzenlemeler aşağıdaki şekildedir:

– Sinema salon işletmecileri, sinema filmi bileti ile birlikte başka bir ürünün satışını aynı anda yapamaz.

– Sinema filmi öncesinde gösterilen reklamların süresi en fazla 10 dakikadır. Fragman gösterim süresi en az üç, en fazla beş dakikadır. Kamu spotları ve sosyal sorumluluk projelerine ilişkin gösterimler belirtilen sürelere dahil değildir.

– Sinema filmi gösterim arası 15 dakikayı aşamaz.

– Sinema salonu işletmecileri, filmin yapımcısı ve varsa dağıtımcısı ile yapılacak sözleşme ile belirlenecek indirimli bilet fiyatlandırmaları hariç olmak üzere, sinema biletini içeren abonelik, promosyon, kampanya ve toplu satış faaliyetleri gerçekleştiremez.

– Sinema salonu işletmecileri, film gösterimleri ile ilgili bilgileri Kültür ve Turizm Bakanlığı’na (“Bakanlık”) iletmek üzere, Bakanlıkça belirlenen donanım ve yazılımı işler halde bulundurmakla yükümlüdür.

Değişiklik Kanunu ile Danışma Kurulu ortadan kaldırılmış, bunun yerine aşağıda belirtilen komisyon ve kurulların kurularak belirtilen görevleri yerine getirmesi öngörülmüştür:

– Destekleme Kurulları: Proje geliştirme, film yapımı, çekim sonrası, dağıtım ve tanıtım ile yerli film gösterim destek türlerinde yapılan başvuruları değerlendirmek ve desteklenecek olanları belirlemek üzere ihtisas alanlarına göre en fazla dört tane destekleme kurulu oluşturulacaktır.

– Dizi ve Yabancı Filmleri Destekleme Komisyonu: Bakanlık tarafından dizi film ile yabancı film yapım destek türlerinde yapılan başvuruları değerlendirmek ve desteklenecek olanları belirlemek üzere oluşturulacaktır.

– Film Çekim Koordinasyon Komisyonu: Sinema ve dizi film çekimlerine ilişkin ihtiyaç ve çözümlerin tespiti, kurumlar arası koordinasyonun sağlanması ile kamuya ait alanlardaki çekim ücret tarifesinin ve çekim güvenliği esaslarının belirlenmesini teminen ihtiyaç duyulan illerde Bakanlıkça kurulacaktır. Çalışma esasları ise Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenecektir.

Öte yandan Değişiklik Kanunu, sansüre ilişkin hükümleri korumuş ve daha detaylı düzenlemeler getirmiştir:

– Ülke içinde üretilen veya ithal edilen sinema filmlerinin, ticari dolaşıma veya gösterime sunulmasından önce değerlendirilmesi ve sınıflandırılmasının yapılması devam edecektir. Değerlendirme ve sınıflandırma sonucunda uygun bulunmayan filmler, ticari dolaşıma ve gösterime sunulamayacaktır.

– Değerlendirme ve sınıflandırması yapılmamış olan sinema filmleri ise festival, özel gösterim ve benzeri kültürel ve sanatsal etkinliklerde ancak 18+ yaş işareti ile gösterilebilecektir. Daha önce Bakanlık tarafından değerlendirme ve sınıflandırması yapılan filmlerse ilgili etkinliklerde aldıkları işaret ve ibarelere uygun olarak gösterilecektir. Söz konusu etkinliklerde gösterimi yapılacak olan filmlerin taşımaları gereken işaret ve ibarelerin her türlü tanıtım ve gösterim alanında kullanılması zorunludur.

– Sinema filmlerinde değerlendirme ve sınıflandırma yükümlülüğüne uyulmaması, zorunlu işaretlerin kullanılmaması veya yanıltıcı şekilde kullanılması halinde uygulanacak idari cezalar arttırılmıştır.

Sinema filmi öncesinde gösterilecek reklamlara ve sinema biletini içeren promosyon satışlara yönelik hükümler 1 Temmuz 2019 tarihinde yürürlüğe girecek olup, diğer hükümler yayım tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Değişiklik Kanunu’nun tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Anayasa Mahkemesi: Kişinin Kendisi Tarafından Üretilen Elektrik ve Kok Gazı Üzerinden Tüketim Vergisi Alınması Mülkiyet Hakkını İhlal Eder

Anayasa Mahkemesi, Başvurucunun kok gazı kullanarak ürettiği elektriğin tüketimi üzerinden alınan elektrik ve havagazı tüketim vergisinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğine hükmetti. 25 Ekim 2018 tarihli ve 2015/941 başvuru sayılı karar, 25 Aralık 2018 tarihli ve 30636 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı.

Başvuruya konu olayda Başvurucu, çelik üretimi yapmak üzere ithal ettiği taş kömürünü kok kömürüne çevirirken ortaya çıkan kok gazını kullanarak elektrik ve buhar üretmekte, böylece kendi elektrik enerjisi ve gaz ihtiyacını karşılamaktadır. Belediye tarafından, elektrik ve hava gazı tüketildiği gerekçesiyle 26 Mayıs 2018 tarihli ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’na dayanarak elektrik ve havagazı tüketim vergisi ödenmesi talep edilmiştir.

Başvurucu, bunun üzerine ihtirazi kayıt ile Belediye’ye beyannameler vermiş ve bunlara istinaden Belediye tarafından farklı dönemlere ilişkin elektrik ve havagazı tüketim vergisi tahakkuk ettirilmiştir. Anılan tahakkuk tutarları, Başvurucu tarafından Belediye’ye ödenmiştir. Ödemeyi takiben Başvurucu, tahakkukların terkini ve ödenen vergilerin iadesi için dava açmıştır. İlk derece mahkemesi davayı reddetmiştir. Temyiz edilen kararlar Danıştay tarafından onanmış, Başvurucunun karar düzeltme istemi de ilgili Danıştay dairesince reddedilmiştir.

Başvurucu, bu kez, tahakkuk ettirilen vergiler nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur.

Anayasa Mahkemesi, elektrik ve havagazı tüketim vergisi tahakkukuna konu beyana dayalı tarhiyatın kanuni dayanağının belirlilik ve öngörülebilirlik koşullarını taşımaması sebebiyle, Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

Mahkeme, vergi matrahının belirlenme ve verginin tahsil yöntemlerinin verginin esaslı unsurlarından olduğunu ve kanunda belirli ve öngörülebilir şekilde düzenlenmesi gerektiğini göz önünde bulundurarak, Başvurucunun vergi mükelleflerine sağlanan anayasal teminattan mahrum bırakıldığını ve kanunilik ilkesine aykırı davranıldığını tespit etmiştir. Sonuç olarak, bu durumun Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkına aykırılık teşkil ettiğine hükmetmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin, 25 Aralık 2018 tarihli ve 30636 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 25 Ekim 2018 tarihli ve 2015/941 başvuru sayılı kararının tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Anayasa Mahkemesi: İhtiyati Haczin Uzun Süre Devam Etmesi Mülkiyet Hakkının İhlalidir

Anayasa Mahkemesi, 25 Ekim 2018 tarihli ve 2014/17196 başvuru sayılı kararı (“Karar”) ile, taşınmazlara ilişkin ihtiyati haczin 10 yılı aşkın bir süredir devam etmesinin Anayasa’nın 35. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir. Bu durumun makul olandan daha fazla zarara sebebiyet verdiğini belirten mahkeme, kamu makamlarının kusuruna dayalı olarak tedbirin uzun sürmesi nedeniyle uğranılan zararın giderilmesine yönelik herhangi bir hukuki yolun mevcut olmamasını da ihlal kararına gerekçe olarak göstermiştir.

Başvuruya konu dava, alacaklının alacağına kavuşmasını engellemek amacıyla bir meskenin kötü niyetle satıldığı iddiasıyla 4 Temmuz 2007 tarihinde açılmış tasarrufun iptali davasıdır. İşbu dava kapsamında tasarruf işleminin iptali istenen mesken üzerine 10 Temmuz 2008 tarihinde ihtiyati haciz konulmuştur.

Başvurucular ihtiyati haczin uzun süredir devam etmesi nedeniyle mağdur olduklarını belirterek 17 Ocak 2014 tarihinde ihtiyati haczin kaldırılması talebinde bulunmuşlardır. Mahkeme 26 Eylül 2014 tarihinde yargılamanın uzadığını kabul etmiş ancak bu durumun ihtiyati haczin kaldırılmasını gerektirmediğine karar vermiştir.

Bunun üzerine başvurucular Anayasa Mahkemesi’ne müracaat etmiş, ihtiyati haczin tedbirden çok bir cezaya dönüştüğünü ileri sürmüş ve bunun mülkiyet haklarını ihlal ettiğini iddia etmişlerdir.

Anayasa Mahkemesi,

– Taşınmaz ile ilgili olarak uygulanan ihtiyati haczin 10 yılı aşkın bir süredir devam ettiğine,

– Bu durumun başvurucuları makul olandan daha fazla zarara uğrattığına,

– Ancak başvurucuların kamu makamlarının kusuruna dayalı olarak tedbirin uzun sürmesi nedeniyle uğradıkları zararın giderilmesine ilişkin herhangi bir hukuki yolun mevcut olmadığına

kanaat getirmiştir.

Anayasa Mahkemesi ayrıca,

– Devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde taşınmaz üzerinde belirli bir süreyle hukuki tasarruflarda bulunulmasının sınırlandırılması bakımından geniş bir takdir yetkisi mevcut olduğunu,

– Bu tedbirlerin uygulanmasının mülk sahibine kaçınılmaz olandan aşırı bir külfet de yüklememesi ve ölçüsüz bir müdahaleye yol açmaması gerektiğini,

– Bu doğrultuda, hukuki ilişkinin diğer tarafının haklarını korumak için tedbiri uygulayan kamu makamlarının söz konusu tedbirin başvurucuların mülkiyet hakkına etkilerini de gözetmesi gerektiğini

belirtmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, uygulanan tedbirin başvuruculara aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediği gerekçesiyle başvurucuların mülkiyet hakkının ihlal edildiğine kanaat getirmiştir.

Karar’ın tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku