Sayı 76: 27 Mart 2019
Editörler:
Orçun Çetinkaya, LL.M., Ezgi Baklacı, LL.M., ve Pelin Oğuzer, LL.M.
Taşınmaz Değerleme Sistemi ve Taşınmaz Değerleme Dairesi Başkanlığı Kuruldu

Taşınmaz değerleme sisteminin hayata geçirilmesi ve yönetiminden  sorumlu olmak üzere, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’ne bağlı merkez hizmet birimi olarak Taşınmaz Değerleme Dairesi Başkanlığı kuruldu.

Taşınmaz değerleme sistemi, taşınmaz satışı sırasında rayiç bedellerin esas alınması nedeniyle uğranılan vergi kaybının önüne geçilmesi için, satışın gerçek değer üzerinden bildirilmesinin tesisi amacını taşımaktadır.

Bu doğrultuda kurulan Taşınmaz Değerleme Dairesi Başkanlığı’nın başlıca görevleri ise aşağıdaki şekilde tayin edilmiştir:

-Taşınmazların toplu değerleme yöntemleriyle değerini belirlemek, değer bilgi merkezini kurmak, yönetmek ve değer haritalarının üretilmesi ile güncel tutulmasını sağlamak.

-Gereken durumlarda toplu değerleme çalışmalarında kullanılmak üzere tekil değerleme yaptırmak veya talep etmek.

-Toplu değerleme standartlarına ilişkin çalışmaları yürütmek.

-Toplu değerleme çalışmaları sonucunda elde edilen verilere dayanarak istatistikler ve raporlar yayımlamak.

-Taşınmaz değerleme ve toplu değerleme alanlarıyla ilgili ihtiyaç analizleri ile uluslararası gelişmeler ve iyi uygulamaların takibini yapmak.

Taşınmaz Değerleme Dairesi Başkanlığı’nın kuruluş ve görevlerine ilişkin düzenlemeler 5 Şubat 2019 tarihli ve 30677 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan ve yayım tarihinde yürürlüğe giren 30 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile getirilmiş olup, Kararname’nin tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Beşerî Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılmasına Dair Kararda Değişiklik Yapıldı

Beşerî Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılmasına Dair Karar’da değişiklik yapılmış olup bu karar (“Değişiklik Kararı”), 14 Şubat 2019 tarihli ve 30686 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe girdi.

Beşerî Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılmasına Dair Karar uyarınca, beşerî tıbbi ürünlerin fiyatlandırılmasında kullanılan Türk Lirası cinsinden 1 (bir) Avro değeri; bir önceki yıl Resmî Gazete’de ilan edilen gösterge niteliğindeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın günlük Avro döviz satış kuru gerçekleşmeleri esas alınarak hesaplanan yıllık ortalama Avro değerinin %70 olarak belirlenen uyarlama katsayısı ile çarpılması suretiyle belirlenir.

Beşerî ve tıbbi ürünlerin fiyatlandırılmasında kullanılan 1 (bir) Avro Türk Lirası karşılığı, Fiyat Değerlendirme Komisyonu tarafından izah edilen usul ile hesaplanır ve her yılın ilk 45 günü içerisinde ilan edilir.

14 Şubat 2019 tarihinde yayımlanan Değişiklik Kararı ile %70 olarak belirlenen uyarlama katsayısı değişmiş ve bu oranın %60’e düşürülmesi uygun görülmüştür.

Değişiklik Kararı’nın tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Coğrafi İşaret Kayıtlarına Dijital Ortamda Erişim Sağlandı

Coğrafi işaret envanteri, Türk Patent ve Marka Kurumu (“TÜRKPATENT”) tarafından dijital ortama aktarıldı. Envantere www.ci.gov.tr adlı internet sitesinden ulaşılabilecek.

Yeni oluşturulan internet sitesinde;

-Coğrafi işaret/geleneksel ürün adı sicili,

-Coğrafi işaret başvuru ve tescil sayıları, tescil sahipleri, coğrafi işaret türü ve ürün gruplarına göre dağılımı içeren istatistikler

yer almaktadır.

İnternet sitesinin kamu kurumlarını, sivil toplum kuruluşlarını, üreticileri ve tüketicileri aynı platformda bir araya getirmesi bekleniyor. Ayrıca, bu vesile ile oluşturulmuş olan güçlü veri tabanı bu alanda çalışan araştırmacılar için zengin bir kaynak niteliğinde.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, coğrafi işaretler hakkında yeni bilgilerin internet sitesinde anında paylaşılacağını belirterek sitenin ayrıca başvuru ve denetimlere ilişkin kılavuzları, başarılı coğrafi işaret uygulamaları hakkında tecrübe paylaşımlarını, tescilli coğrafi işaretlerin üreticileri gibi bilgileri de içereceğini açıkladı.

Duyuru metnine bu linkten erişebilirsiniz.

Devamını Oku
Elektronik Ticarette Hizmet Sağlayıcıların Yükümlülüklerine ve Kamu Elektronik Platformu Üzerinden Yapılacak İşlemlere İlişkin Düzenlemeler Yapıldı

Elektronik ticarette hizmet sağlayıcıların yükümlülüklerine ve kamu elektronik platformu üzerinden yapılacak işlemlere ilişkin düzenlemeler yapıldı.

Ticaret Bakanlığı (“Bakanlık”) tarafından hazırlanan Elektronik Ticarette Hizmet Sağlayıcılar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik (“Değişiklik Yönetmeliği”) 15 Şubat 2019 tarihli ve 30687 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe girdi.

Değişiklik Yönetmeliği ile 26 Ağustos 2015 tarih ve 29457 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Elektronik Ticarette Hizmet Sağlayıcı ve Aracı Hizmet Sağlayıcılar Hakkında Yönetmelik’in ispat yükümlülüğü ve elektronik kayıtların saklanma süresini düzenleyen 11. maddesinde değişiklik yapıldı.

Buna göre; abonelik sözleşmesinin ortak kamu elektronik platformu üzerinden yapılması hâlinde, hizmet sağlayıcı ispat yükümlülüğünün yanı sıra aşağıdaki yükümlülüklere de sahip olacak:

-Elektronik ticaret işlemlerine ilişkin elektronik kayıtların saklanması,

-Talep olması hâlinde bu kayıtların Bakanlığa sunulması.

Aynı Resmî Gazete’de yayımlanan Elektronik Ticaret Bilgi Sistemi ve Bildirim Yükümlülükleri Hakkında Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (“Değişiklik Tebliği”) ile de 11 Ağustos 2017 tarihli Elektronik Ticaret Bilgi Sistemi ve Bildirim Yükümlülükleri Hakkında Tebliğ’in kapsamını düzenleyen 2. maddesinde değişikliğe gidildi.

Değişiklik Tebliği’ne göre,

-Münhasıran elektronik posta, telefon araması, kısa mesaj veya elektronik ortamda doğrudan iletişime imkân veren benzeri bireysel iletişim araçlarıyla yapılan sözleşmeleri gerçekleştiren hizmet sağlayıcılara ve aracı hizmet sağlayıcılara,

-Abonelik sözleşmeleri için kamu hizmetlerinin tek noktadan sunulduğu ortak kamu elektronik platformuna,

Tebliğ hükümleri uygulanmayacak.

Değişiklik Yönetmeliği’nin tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Değişiklik Tebliği’nin tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz

Devamını Oku
Anayasa Mahkemesi: Yargıtay Daireleri Arasındaki Görüş Ayrılığı Giderilmeden Karar Verilmesi, Adil Yargılanma Hakkını İhlal Eder

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay daireleri arasındaki görüş ayrılığı giderilmeden karar verilmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine karar verdi.

Karara konu olayda başvurucu, hizmet sözleşmesine dayalı şekilde bir vakıfta çalışmaktadır. Başvurucu,

-Çalıştığı yerin bir bakanlığın genel müdürlüğüne bağlı kamu kurumu niteliğinde olduğunu ve

-Danıştay içtihatları uyarınca kendisinin de kamu personeli olduğunu

ileri sürerek 6772 sayılı Kanun’a göre ilave tediye alacağının ödenmesi talebiyle dava açmıştır.

İlk derece mahkemesi başvurucunun talebini kabul etmiştir. Ancak iş yerinin istinaf yoluna başvurması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları çalışanlarının kamu personeli sayılmayacağı gerekçesiyle, ilave tediye alacağı talebini reddetmiştir.

Söz konusu nihai kararın tebliği üzerine başvurucu 6 Temmuz 2017 tarihinde,

-Benzer koşullarda çalışan personel tarafından açılan davaların Yargıtay daireleri arasındaki görüş ayrılığı nedeniyle farklı sonuçlandığı,

-Bu sebeple hakkaniyete uygun yargılama hakkının ihlal edildiği

gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesi ise inceleme sonucunda,

-Derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadan kaldırmaya elverişli bir mekanizma niteliğindeki içtihadın birleştirilmesi yolunun işletilmediğini,

-Bu sebeple varılan sonucun başvurucu için öngörülemez olduğunu,

-Bu hususun verilmiş hükümden bağımsız olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediğini

belirtmiştir.

Anılan gerekçelerle, Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 36. maddesinde öngörülen hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin, 25 Aralık 2018 tarihli ve 2017/29896 başvuru sayılı kararının tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Anayasa Mahkemesi, Mahkemeye Erişim Hakkının İhlaline Yönelik Karar Verdi

Anayasa Mahkemesi; iş akdi feshedilen başvurucunun işe iade istemiyle açtığı davada ilk derece mahkemesi tarafından, inceleme yetkisinin Olağanüstü Hal İşlemlerini İnceleme Komisyonu’nda (“OHAL Komisyonu”) olduğu gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına dair verilen kararın, mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir.

Başvuruya konu olayda, başvurucu, Gazi Üniversitesi’nde alt işverene bağlı olarak hizmet sözleşmesiyle çalışmaktayken, Rektörlük tarafından 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (“667 sayılı KHK”) uyarınca iş akdinin feshedilmesi istenmiş ve işveren, başvurucunun iş akdini feshetmiştir.

Başvurucu bunun üzerine, asıl işveren ve alt işveren aleyhine iş akdinin geçerli bir nedene dayanmadan feshedildiği iddiasıyla işe iade istemiyle dava açmıştır. İlk derece mahkemesi,

-Başvurucunun iş sözleşmesinin 667 sayılı KHK hükümlerine dayalı olarak feshedildiğine,

-Davayı inceleme yetkisinin OHAL Komisyonu’na ait olduğu gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına,

-Dosyanın OHAL Komisyonu’na gönderilmesine

kesin olarak karar vermiştir.

Başvurucu, bu kez, verilen kararın mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur.

Anayasa Mahkemesi; işçi ve işveren arasındaki iş hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıkları çözme görevi verilen ilk derece mahkemesinin OHAL Komisyonu’nu işaret ederek, uyuşmazlığın esası hakkında inceleme yapmadan yargılamayı sona erdirmesini bariz bir yorum hatası olarak değerlendirmiştir. Yargılama sonucunda verilen kararın kanunilik unsurunu taşımadığına, bu durumun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlalini teşkil ettiğine hükmetmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin 29 Ocak 2019 tarihli ve 30670 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 9 Ocak 2019 tarihli ve 2017/26326 başvuru sayılı kararının tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Anayasa Mahkemesi: Yargıtay’ın Makul Bir Gerekçe Olmadan İçtihadıyla Çelişen Karar Vermesi Mülkiyet Hakkını İhlal Eder

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay’ın aynı dairesinin makul bir gerekçe ortaya koymadan diğer içtihadıyla çelişecek şekilde karar vermesinin hukuki belirsizliğe yol açtığına ve mülkiyet hakkını ihlal ettiğine karar verdi.

Başvuru uyarınca özetle, başvurucu, söz konusu taşınmazın malikinin kim olduğunun belirli olmaması sebebiyle taşınmazın zamanaşımıyla iktisabına yönelik bir tapu iptal ve tescil davası açmıştır.

Mahkeme,

-Tapu kaydında taşınmaz maliki olarak adı geçenin kim olduğunun kadastro tutanağından açıkça anlaşıldığını,

-Türk Medeni Kanunu’nun (“TMK”) 713. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ölmüş” ibaresinin iptal edilmesi dolayısıyla artık maliki 20 yıl önce öldüğü belli olan taşınmazların kazandırıcı zamanaşımı ile iktisabının mümkün olmadığını

belirtmiş ve bu sebeplerle başvurunun reddine karar vermiştir.

Başvurucu bu kez aşağıdaki iddiaları ileri sürerek Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştur:

-Anayasa Mahkemesi’nce 17 Mart 2011 tarihinde hakkında yürürlüğün durdurulması ve iptal kararı verilen TMK madde 713/2 hükmünün somut olayda Yargıtay’ın yerleşik içtihadı uyarınca zaman bakımından uygulanmaması gerekir.

-Malikin kim olduğunun belirsiz olması sebebiyle açılan asıl davada malikin 20 yıl önce ölmüş olmasının da gözetilmesi gerekir.

-Bu durum gözetilmeden verilen kararların mülkiyet hakkını ihlal ettiği belirtilmiştir.

-İlk derece mahkemesinin kararı Yargıtay’ın yerleşik içtihadına aykırı olduğundan mülkiyet hakkını ihlal eder.

Anayasa Mahkemesi, ilgili kararında aşağıdaki gerekçelere dayanmış ve başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir:

-TMK’nın 713. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ölmüş” sözcüğü Anayasa Mahkemesi’nin 17 Mart 2011 tarihli kararıyla iptal edilmiştir. Bu karardan sonra anılan hükme dayalı olarak mülkiyeti kazanan kişiler yönünden söz konusu kararın etkilerinin tartışılması gerekir.

-Türk anayasal sisteminde “hukuka güven” ilkesini sarsmamak ve devlet yaşamında bir karmaşaya neden olamamak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir.

-Hukuk kurallarını yorumlama ve uygulama yetkisine sahip olan Yargıtay Dairesi’nin içtihat değişikliğine gitmiş olması tek başına adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul edilemez. Ancak somut olayda bu içtihattan sonraki kararlarında da aynı dairenin eski içtihadını sürdürdüğü dikkate alınmalıdır.

-İçtihat farklılığını giderebilecek bir mekanizma işletilmemiştir.

-Somut olaya özgü içtihadın Yargıtay nezdinde tutarlı ve yeknesak bir uygulamasının sağlanamadığı saptanmıştır. Bu durum hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters düşmekte, bireylerin yargı sistemine ve mahkeme kararlarına güvenini sarsmaktadır.

Bu gerekçeler ışığında, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay’ın içtihadından saparak karar vermesinin hukuki belirsizliğe yol açarak başvurucunun adil yargılanma ve mülkiyet hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin 12 Şubat 2019 tarihli 30684 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 22 Ocak 2019 tarihli ve 2015/17453 başvuru sayılı kararının tam metnine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku